KIZILÖREN KASABASI HAKKINDA GENEL BİLGİLER
Sayfada yazı çok olduğu için yüklenmesi zaman alabilir !

ÖNSÖZ
Tarih boyunca Anadolu kültürü, bütün yerleşim birimlerinde bir bütünlük içinde farklı farklı gelişme göstermiştir. Her yerleşim yerinin dogal, toplumsal, ekonomik, folklörik v.b. özellikleri o yerin sosyo-kültürel yapısını şekilendirmiştir. Kısaca Kültür diye tarif ettigimiz bu yapının içine; O yerin tarihi, cografyasi, halk edebiyatını oluşturan (dil, agiz, şive, şiir, mani, inançlar, yöresel kelimeler, deyimler, atasözleri, dualar, beddualar... vs.) ürünler, etnografik yapı, evlenme ve dügün adetleri ve diger toplumsal yaşamı oluşturan gelenek ve görenekler girmektedir. Bütün bu sosyo-kültürel özelliklerin canlı bir şekilde yaşandıgı ve sürekli gelişme, degişme gösterdigi yerleşim alanlarımızın başında, köy ve kasabalarımız gelmektedir En küçük idari birimlerimiz olan köy ve kasabalarımızın kültürel özellikleri, Anadolu kültür bütünlügünün bir parçasını ve temel taşını oluşturmaktadır. Bütün bunları dikkate alarak ben de, tarihi geçmişi çok eskilere dayanan, coğrafi özellikleri farklılık gösteren, köklü bir kültür mirasına sahib olan Kızılören Kasabasının, tüm yönlerini ele almaya çalıştık. Uzun bir araştırmaya dayanan, böyle bir tez çalışması tarihi ve kültürel bir yerleşim merkezinin tananmasına vesile olacaktır. Aynı zamanda bu tip çalışmaların, Anadolu köy kültürünün bir parcasının gün yüzüne çıkmasında çok büyük katkıları olacaktır.

Erol COŞKUN

Tokat - 2000


I. BÖLÜM: KIZILÖREN KASABASININ TARİHİ, COĞRAFİ VE İDARİ YAPISI
A. KIZILÖREN KASABASININ TARIHÇESI

Kızılören Kasabası, Kayseri ilinin, İncesu ilçesine bağlı bir yerleşim yeridir. Kuzeydoğusunda Kayseri, batısında İncesu ilçesi, doğusunda Erciyes Dağı, güneyinde Sürtme ve Şeyhşaban köyleri bulunmaktadır.

Kızılören İsminin Kökeni:

Kasabanın ilk ismi Kızılören değildir. Mahalin topraklarının kırmızıya yakın olmasından dolayı, ilk ismi KIZILKÖŞK olarak anılmıştır. Daha sonraları, ilk yerleşim alanları olan mağaralar, bir takım dış etkenler nedeniyle yıkılmaya başlamıştır. Yerleşim alanlarının tahrip olup dağılmasıyla yöreye KIZIL-VİRAN adı verilmiştir. Bu ad Osmanıl Devleti döneminde de kullanılmıştır. Arazisinin kıraç, verimsiz, taşlı, örenli olması nedeniyle köy, son ismini almıştır. KIZILÖREN ismi 1960 yılından sonra kullanılmaya başlanmıştır.

Kızılören’in Tarihi Yerleşimi ve Yeri:

Kızılören’in ilk yerleşim yerinin neresi olduğu hakkında resmi bir kayıt yoktur. Fakat, gerek isminin kökenini, gerekse kuruluş yerini dikkate alırsak, kasabanın mazisinin çok eskilere dayandığı sonucuna varmamız mümkündür. Aynı zamanda ören yerlerin fazla olması, bu alanlarda bir takım buluntuların (çanak, çömlek, altın v.b) ortaya çıkması, Kızılören hakkındaki tezimizi kuvvetlendirmektedir.

Buna bağlı olarak beldenin tarihi yerleşiminin eskiliğini daha geniş çerçevede ele alabiliriz. Dokuz Pınar’dan, güneydeki Şeyh Şaban Köyüne kadar olan Erciyes Dağının eteklerinde, 26 ayrı yerde ören yerleri tesbit edilmiştir Bu durum özellikle Kızılören ve Sürtme köylerinde M.Ö. yy.’da da insan yerleşiminin bulunabileceğine kanıt olarak gösterilebilir. Şimdi Kiziliören ve çevresindeki ören yerlerinden birkaç örnek verelim. Kizilören’in batisinda bulunan, Bogaz Çardak mevkiindeki Ölmezli ören yerini, kasaba yerleşim alanindaki karacaören mevkiini ve yukari camii çevresindeki “Satenin başi” olarak bilinen yeri, ilk yerleşim alanlari olarak gösterebiliriz. Buralarda çok eski yikintilar, duvarlar, ören yerler bulunmaktadir. Ayrica halk arasindan birisinin, Hitit dönemine ait (M.Ö.. 2. bin yil ) bir aslan kabartma, heykelini bulmuş olmasi, Kizilören’in yerleşim alani ve çevresinin hayli eskilere dayandiginin somut bir delili durumundadir. Köyün nasil kuruldugu hakkindaki rivayeti ise şu şekilde açiklayabiliriz:

Rivayete göre, köyün asıl yeri şimdi bulunduğu mekan değildir. İlk önce şu an bağlı bulunduğu İncesu ilçesinden ilerde bir yerde kurulan köy, bir baskına uğradıktan sonra yer değiştirmiştir. Ve iki üç kişi bugünkü yerleşim alanına kaçmışlardır. Daha sonra civar köylerden kaçıp gelen insanlar da buraya yerleşmişlerdir. İlk zamanlar mağaralara, ıssız yerlere, örenlere yerleşenler, bir süre sonra köyü kurmuşlardır. Halk arasında buna benzer kuruluş rivayetleri çok olsa da resmi kayıta dayanmadığı için dikkate alamıyoruz.

Selçuklu Devleti Döneminde Kılızören:

Kızılören’in köy olarak kuruluşu, kesin olarak Selçuklu Devleti dönemine rastlamaktadır. (1075-1308) Bu dönemde Kızılören hakkındaki ilk resmi bilgileri, elimizdeki Arapça metinli belgeyi esas alarak vermeye çalışalım.

Bu Arapça metnin tercümesinden anlaşilacagi üzere, belge bir vakfiyye örnegidir. Örnek vakfiyye (H. 644 - M. 1246 - 1247) tarihlerinde Anadolu Selçuklu Devleti döneminde yazilmiştir. Kaynagin içerigine geçmeden önce vakfiyyenin tanimina bir göz atalim. Vakfiyye, bir köyün, arazinin, vb. bir yerin vakif oldugunu belirten, belli kurallar dahilinde yazilan senet demektir. Vakif arazisi ise toprak geliri hayir kurumlarina (cami, medrese, hastane vb), kale komutanlarina ve askerlere bagişlanan arazi demektir.

Şimdi, bu vakfiyye belgesindeki Kizilören’le ilgili kismi aynen aktararak, Selçuklu devleti döneminde köyün kuruluşunu açiklayalim.

“İş bu vakfiyyeyi sahih ve şer’i esaslar dahilinde aleme alan Hafız Muhammed’in arzusu, sevabına nail olmaktır. Bu vakfiyyenin doğruluğuna şahitlik edenler: Şeyh Ali, Bay Mahmut El-Seyyid Muhammed oğlu Sefer, Kayseri’de Kadı Ahmet oğlu Muhammed ve bunun oğlu, ... Senedin yazılması sırasında hazır bulunan Kayseri’de Kadı Muzaffer.

Büyük Emir, adil Sultan ve Allah’ın inayetine mazhar olmuş şahların Şahı, Arap ve Acem sultanlarının Sultanı Mevlana Muammed Abdülkadir Ceylani babası, Şeyh Muhittin’in oğlu Abdülaziz oğlu, Ahmed oğlu, Emir Taç oğlu Tacettin tarafından, Allah’ın büyük lütfuna mazhar olması için, Kayseri yakınında duvarı (adı) Kızılköşk adıyla maruf bütün arazisini, Erciyes dağından akıp Hisarçık Köyü ve buradan da Karagök köyünden geçip Kızılköşk mevkiine gelen su bendini, her Cuma gününde, Pazar ve pazartesi günlerine ait hisseleri olmak üzere Muhammed Abdulkadır el-Ceylaniye vakfedilmiştir.

Bu zatın vefatında cocuklarına ve torunlarına, sülalesine şamil, kız erkek tefrik edilmeksizin tasarruf hakkı tanınmıştır. İş bu vakfın sahih ve şer’an tesisine alimlerce cevaz verildiğinden tescili mer’i usul ve esaslar dahilinde yapılmıştır. Mülküyete cevrilmesi hükmen ve şer’an mümkün görülmemektedir.

İş bu vakfiyye, hicri 644/M. 1246 yılının Cemazüyülahir ayı ortalarında yazılmıştır. İş bu vakfiyyenin muhteviyatının doğruluğuna şahitlik edenler: Mevlana Celaleddin el - Rumi, Mevlana Burhanettin, Ahmed el-Seyyid Ebuh oğlu Muhammed ve bir çok hatırı sayılır büyük zat “...

Bu açıklamalara dayanarak, köyün kuruluşu hakkında bazı bilgiler verebiliriz.

Kızılören bir köy olarak H. 644/M. 1246 - 1247 yıllarında resmen kurulmuştur. Kurulduğunda ismi Kızılköşk olarak anılmaktaydı. Kızılören’in toprakları, Anadolu Selçuklu Devleti döneminde, Abdulkadir el-Ceylaniye vakfedilmiş olup, haftada iki gün Erciyes’ten gelen sudan faydalanma hakkını elde etmiştir.

Bu bilgilere rağmen, bu dönemde yörede aşiretlerin mi yoksa cemaatlerin mi yaşadığı hususunda bir malumata rastlayamıyoruz. Fakat, İncesu ilçesine yerleşen ve kuruluşunda etkili olan aşiretlerden birkaçı, önce Kızıl-virana yerleşmişlerdir. Mesala İncesu’ya yerleşen aşiretlerden biri de Çakmak veya Çakmaklı aşiretidir. Anadolu’ya gelen bu aşiretin bir kolu İncesu’ya gelerek, önce Erciyes dağı ve Kızıl-viran beldesinde bir süre yaşamıştır. Daha sonra İncesu’ya yerleşmiştir. Bu aşiretin Mısır’a giden bir kolu orada çok büyük makamlara erişmiştir. Faruk Sümer, Oğuzlar adlı eserinin 279. sahifesinde Mısır Sultanı Çakmaktan bahsetmektedir.

Günümüzde Kızılören’de Selçuklu Devleti dönemine ait herhangi bir tarihi yapı bulunmamaktadır. Fakat, evliyalar yatağı olarak bilinen İncesu ilçesindeki yatırların üç - beş tanesi de Kızılören sınırları içerisindedir. Bu yatırlar Selçuklu dönemine aittir. Ve hakkındaki rivayetler de bu döneme rastlamaktadır. Bu cümleden haraketle Gök dağındaki Şeyh Kumalı (1200 - 1250) ve mahalin doğusunda bulunan Şeyh Şaban köyündeki Emir Çoban türbesini örnek gösterebiliriz. Kızılören’in doğusundaki Göl dağında bulunan Şeyh Kumalı türbesi ve ona ait rivayetlere ilerde deyinilecektir. Şeyh Şaban köyündeki Emir Çoban türbesi, şimdi Evliya dağı olarak bilinen tepenin başında bulunmaktadır. Selçuklu dönemine ait olan türbenin kapısında bir kitabe bulunmaktadır. Kitabeye göre kabir, 1266 yılında yaptırılmıştır. İçinde yatan zatın kim olduğu bilinmemektedir Sözünü ettiğimiz türbenin yapıldığı yerin Kızılören’e yakınlığı ve içinde yatan büyük alimin kim olduğu Kızılören’i yakından ilgilendirmektedir.

Osmanlı Devleti Döneminde Kızılören:

Osmanlı devletinin kuruluş ve gelişme dönemlerinde (1500’lü yıllara gelinceye kadar) Kızılören hakkında bir bilgiye rastlayamıyoruz. Fakat Selçuklu döneminde kurulan köy, bu dönemde Kızıl-viran adıyla gelişme göstermektedir.

Osmanlı devleti döneminde Kızılören’in durumunu 16.yy başlarında Kayseri ile ilgili bir kaynaktan öğrenmekteyiz.

16. y.y. başlarinda (1500’lü yillar) Osmanli Devleti en ihtişamli dönemini yaşarken, Kayseri vilayeti de önemli bir ticari ve kültürel şehir olarak gelişmekteydi. Kayseri bu dönemde Osmanli idari teşkilatina göre, merkeze bagli sekiz nahiyeden oluşmaktaydi. Bir köy olarak adi geçen Kizil-viran da bu nahiyelerden ikisinin sınırları içerisinde bulunmaktaydı. Nahiye, köylerin biraraya gelmesiyle oluşmuş idari bir birimdir. Bu dönemde Kızıl-viran, Kayseri’ye bağlı Malya ve Karataş nahiyeleri sınırlarına dahildir.

1. Malya Nahiyesi:

Bugün aynı ismi taşıyan bir nahiye ve yerleşim birimi yoktur. Malya nahiyesi Erciyes dağının güneyinde olup, bugünkü Tomarza ilçesi ve civarındaki yerleşim birimlerini kapsamaktaydı. Malya nahiyesi 16. yy’da pek çok konar göçer cemaatin meskun olduğu bir yerleşim birimidir. 1500 - 1520 tarihleri arasında Malya nahiyesinde 31 cemaat bulunmakta olup, bunlardan ikisi Kızıl-viran mezraasında yaşamaktaydı.

a) Seydi Hacılu Cemaati

1500 tarihli tahrir defterinde Karahisar (Yeşilhisar) ilçesinde meskun oldugu kaydedilen cemaat, 1520 tarihinde Malya nahiyesine tabi olarak kaydedilmiştir. Seydi Hacilu cemati günümüzde bulunmayan ya da adi degişen birkaç mevkii ile Kizil - viran mezraasinda yaşamaktaydi. Bu tarihlerde 35 hane, 20 mücerret (bekar) nüfustan ibaret olan cemaatin vergi hasili ise, 1500’de 1.590 akçeydi. Cemaat 1520’de 6.110 akçe vergi vermiştir. Kizil - viran’in ise vergi hasili 1440 akçeydi.

b) Mehmed ve Teberrük Hacılu ve Sarı Danişmendli Cemati:

Bu cemaat Seydi Hacılu cemaati ile birlikte Çayır - keven kışlağı ile Bozca ve Kızıl-viran mezraalarında meskun bulunuyordu. Geliri sancak beyi hassı olarak kaydedilen cemaat, 1500’de 69 hane, 20 mücerret (bekar), 1 imam ve 1 biruni nüfustan ibaretti. Ziraat ve hayvancılıkla uğraşan cemaat mensublarından alınan vergi hasılı, 6610 akçeydi. Bu cemaat Mamalu aşiretine bağlıydı. Maya nahiyesine bağlı olupta Kızıl - viranı yaylak olarak kullanan bu iki cemaat, tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktaydı ve gelirlerine göre devlete, akçe hesabından yukarıdaki miktarlarda vergi vermekteydiler.

2. Karataş Nahiyesi:

Günümüzde bu isimde bir nahiye mevcut değildir. Karataş Nahiyesi, yörük cemaatlerin meskun olduğu nahiyelerden birisidir. Burada yaşayan cemaatlerde Malya nahiyesinde olduğu gibi Dulkadirlilere mensup aşiretlerdendir. Karataş nahiyesi bugünkü İncesu ilçesi ve çevresindeki bölgeyi içine almaktaydı. Karataş nahiyesine mensup olup da Kızıl-viran’da kışlayan cemaatler ise şunlardır:

a) Karataşlu Cemaati:

Nahiyeye ismini veren bu cemaatin dier adı Bezircilü cemaatidir. 1500 tarihli defterde Yahyalı cemaatiyle beraber yazılmıştır. 1500’de 89 hane, 20 mücerred (Bekar), 1 imam nüfusa sahip olan cemaat; Kızıl-viran, Şurunca, Hamalu mezraalarında kışlamakta olup, aynı zamanda buraları ekinlik olarak kullanmaktaydılar. Ziraatçilik yanında hayvancılıkla da uğraşmaktaydılar. Cemaat mensuplarından alınan vergi hasılı ise, 1500 yılında 5512 akçeydi.

b) Evlad-ı Cumalılar Cemaati

Bu cemaat Kızıl-viran ve Kara-kilisa mezraalarında yaşamaktaydı. 1520 tarihinde 17 hane nüfusa sahip olan cemaatin vergi hasılı ise 1500 akçeydi.

c) Ayrıca Kurataş nahiyesine bağlı olan Kana öküz cemaati Avşar mezraasinda; Omuzu Güçlü cemaati de Omuzu Güçlü mezraasında yaşamaktaydı. Bu yerler, Kızılören sınırları içerisindeki yerleşim alanlarıdır.

16. y.y. başlarinda (1500’lü yillar) Malya ve Karataş Nahiyesine bagli olan bu cemaatleri barindiran Kizil-viran köyü, Incesu ilçesinden çok önce Osmanli tapu tahrir defterlerinde kayitli bulunmaktaydi.

Osmanlı tapu, tahrir defterlerinde kayıtlı bulunmaktaydı.

Kızıl-viran’ı yaylak ve kışlak olarak kullanan bu cemaatlerin bu dönemdeki toplam nüfusları ise şöyledir.

Cemaatlerin toplam hane ( aile) sayısı: 210, mücerret (bekar) olanlar 40 kişi; hane ve bekar olanların toplamı ise, ortalama 1100 kişiydi.

Kızıl-viran topraklarında bu dönemde tarım ve hayvancılık yapılmaktaydı. Köylüler gelir miktarlarına göre yukarıda zikrettiğimiz vergi hasıllarını ödüyorlardı. Bu vergi çeşitleri şunlardır:

a) Çift resmi : Bu vergi ziraatle uğraşanlardan ve iki öküzle sürülen çiftliklerden alınmaktaydı. Çift vergisi 1520 tarihlerinde 57 akçeydi.

b) Nim çift: (= Yarım çift) Bu da yarım çiftlik yerlerden alınmaktaydı. 27 akçe olarak alınırdı.

c) Adet-i ağnam vergisi: Hayvanlardan, sayılarına göre alınan vergidir. Vergilerin miktarı aile veya bekarlık durumuna göre değişmekteydi.

Bu yüzyılda Kızıl-viran’da konar-göçer, yörük-türkmen müslüman nüfusun içinde hiç gayr-ı müslim insan bulunmuyordu. Nüfusun tamamı müslümandı. Kızıl-viran’ın arazisi bu dönemde Emir Mahmud Evladına Kızılköşk ismiyle vakıf arazisi olarak bağışlanmıştı. Geliri 330 akçeydi.

Kızılören’in 17., 18. ve 19 yy ‘daki durumuna ait, elimizde herhangi bir resmi belge bulunmadığı için, bu yüzyıllara ait bilgi veremiyoruz.

Cumhuriyet Dönemi ve Günümüze Kadar Kızılören:

Köklü bir geçmişe sahip olan Kizil-viran köyü, Cumhuriyet döneminde gelişimini sürdürmüştür. Bu dönemde köy halkindan bazilarinin, Kurtuluş Savaşina katildigini, büyüklerimiz söylemektedir. Köyün, Cumhuriyet döneminden günümüze kadar ki seyrini, meydana gelen gelişmelerini kronolojik olarak şu şekilde açiklayabiliriz.

Kızıl-viran köyünü 1925’ten itibaren, halk arasından seçilen muhtarlar idare etmeye başlamıştır. 1927’de ilk defa şapka giyilmeye başlanmiştir. 1932’de Kızıl-viran köyüne ilk defa okul asılmıştır. 1942 yılında her yerde olduğu gibi, Kızıl-viranda da büyük bir kıtlık yaşanmıştır. Bu kıtlık döneminde köylüler çok sıkıntı çekmişlerdir. Öyle ki halk günlerce ekmek bulamamıştır.

1956’da köye ilk defa su gelmiştir. 1954 yilinda Mustafa Türenin muhtarligi döneminde başlayan su yolu açma çalişmalari, 1956 yilinda Mahmut Çoşkun’un muhtarligi döneminde tamamlanmiştir. Su yolu açma çalişmalari ve gerekli malzeme toplama işleri, imece usulüyle yapilmiştir. Yogun çabalar sonucu 1956 yilinda büyük bir coşku ve şenlik içinde, halk suya kavuşmuştur. Su, ilk olarak köyün dogusundaki çanak tepesinden fişkirmiştir. Suyun gelmesiyle halk büyük bir şölen düzenlemiştir. Bu şöleni bizzat yaşayan bir dedemiz o günkü durumu şöyle anlatmaktadir.

“ Köye suyun gelişini kutlamak için, civardaki bütün köylere haber salindi. Gelen davetliler 50 - 100 kadar atli birlikle, çoşkuyla karşilandi. 40 koyun, kurban edilmek üzere hazirlandi. Son olarak da Kayseri’den 3 milletvekili, Kayseri valisi, Kaymakam, Kayseri Belediyesi Başkani Osman Kavuncu köye gelerek kutlama töreni başladi. Merasim ilk açilan okulun bahçesinde yapildi. Kesilen kurbanlarla, kazanlarda yemekler pişirilerek halka ve davetlilere dagitildi. Davullar, zurnalar çalinarak cirit oyunu oynandi.”

Köy adına büyük bir gelişme olan suyun gelişini, muhtar Mahmut Coşkun’un gayretlerini, dönemin başbakanı Adnan Menderes tebrik göndererek kutlamıştır. Suyun düzenli bir şekilde akmasını sağlamak için 1956’da iki çeşme yaptırılmıştır. Kayseri vilayeti tarafından yapılan çeşmelerin birisi köy meydanında, diğeri de Yukarı Camii yanında bulunmaktadır.

1960 yılında Kızıl-viran ismi Kızıl-ören olarak değiştirilmiştir. 1963’de Kızıl-viran köyü, belediyelik statüsü kazanmıştır. Ve bu tarihinden itibaren seçilen Belediye Başkanı, Kasabayı idare etmeye başlamıştır. 1968 yılında PTT kurularak, posta telefon hizmetleri verilmeye başlanmıştır. 1971’de belediyenin öncülüğünde kasabaya elektrik gelmiştir. 1972’de ilk defa ortaokul açılmıştır. 1980’de stabilize olan kasaba yolu, asfaltlanmışlardır. 1980’de Tarım Kredi Kooperatifi kurulmuştur. 1988’de Parlaklar ailesi tarafından Kızılören Parlaklar ilk öğretim okulu açıldı. 1988’de İstanbul’da Kızılörenliler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği kuruldu.

Kızılören Kasabasının tarihi gelişimini dönemler halinde bu şekilde belirtmemiz mümkündür. Şimdi de Kızılören kasabası kadar tarihi geçmişe sahip olmayan İncesu ilçesi hakkında kısaca bilgi verelim.

İncesu kurulmadan önce, Rumların buradaki nüfusu çok fazlaymıştı. Rum halkı, İncesu’ya Türkmenlerin gelmesiyle beraber, 200 yıl dostluk ve barış içinde yaşamışlardır. İstiklal savaşından sonra 1924 yılındaki değişim sonucu, Rum halkı Yunanistana gönderilmiştir. Rum halkının İncesu’da halen evleri, sokakları, kiliseleri bulunmaktadır. Türkler İncesu’ya 1300 - 1400 yılları arasında yerleşmeye başlamıştır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın İncesu’ya gelmesiyle İncesu köyü kurulmuştur. Kuruluş tarihi olarak, Paşanın yaptırdığı kervansaray kitabesindeki H. 1081/ M. 1670 tarihi esas alınmaktadır. Eşkıya yatağı olarak bilinen İncesu’da asayişi Kara Mustafa Paşa sağlamıştır. Paşa kendi adıyla anılan kervansaray, Cami, han, hamam gibi tarihi eserleri yaptırmıştır. İncesu 1901 yılında ilçe olmuştur.

B. KIZILÖREN’İN COĞRAFİ YAPISI

Coğrafi Konum:

Kızılören, Kayseri ili, İncesu ilçesine bağlı bir kasabadır. Kasaba İncesu’ya 14 km, Kayseri’ye 50 km. uzaklıktadır. Doğusu Erciyes dağı ve bunun patlamasıyla sıralanmış yüksek dağlar, batısı, İncesu ilçesi ve Çardak denen köyler, güneybatısı, Sürtme ve Şeyhşaban köyleri ve kuzeyi, Karpuz sekisi. Avşar, Sarıkürklü obaları ve Hacılar ilçesi ile çevrilidir. Şehir merkezlerine göre konumu ise şöyledir. Kuzeydoğuda Kayseri, batıda İncesu, kuzeyde Hacılar ilçesi, güneyde ise Develi ilçesi bulunmaktadır.

Kasabanın Genel Fiziki Görünümü:

Erciyes’in eteklerinde kurulan Kızılörenin, doğusu ve güneyi hayli yüksektir. Batı yönü ise İncesu’ya kadar sürekli alçalma gösterir. Yerleşim alanı oldukça arızalı ve engebelidir. Etrafı tepe ve dağlarla çevrilmiş kapalı bir havza görünümü hakimdir.

Kızılören’in doğusu ve güneyi Kepez, Akbaş (Abaş)Yılbant, Çağsak (Çevsek) Bozdağ ve Gökdağ ile çevrilmiştir. Volkanik Erciyes dağı ise engeride güneydoğuda yükselmektedir.

Kızılören’in rakımı (deniz seviyesine göre yükseltisi) 1400 m civarındadır. Dağların yükseltisi yer yer 2500 metreyi bulmaktadır.

Dağ eteklerinde yerleşime elverişli yüksek yerler, yaylalar bulunmaktadır. Bozdağı ve Gökdağı etrafındaki Armutluk, Kökez, Uyuz yuvası. Törenin yaylası ve Sarıgöl yaylasını örnek gösterebiliriz.

Kasaba içindeki bazı yerlerde sel sularıyla yarılmış vaziyette, vadi konumunda olan yerlerdir. Yerleşim alanının doğusunda ve güneyinde bulunan Kara dere ve Eriklinin dere, derin çukurluklar arasındadır. Kızılören’de herhangi bir akarsu yoktur. Doğu taraflarda, Erciyes’e yakın bir yerde Sarıgöl bulunmaktadır. Göl, etrafı dağlarla çevrili kapalı havza gölüdür. Kasabaya uzaklığı 15 km’dir. Ayrıca küçük çaplı olan Ören gölü (Gölbaşı) ve Bahçecik gölüde sınırlar içerisindedir.


İklim ve Bitki Örtüsü:

Kasaba’da klasik karasal iklim etkili bir şeklide görülür. Yazlari sicak ve kurak; kişlari soguk, sert ve kar yagişli geçer. Kar 1-2 ay bazanda 3 ay erimeden toprak üstünde kalir. Yaz aylarinda yagmur yagişi nadir görülür. Kizilören’in iklim özelliklerini bazi sayisal degerlerle şu şekilde belirtebiliriz.

Yaz maksimum (en fazla) sıcaklık : 38 OC
Yaz minumum (en düşük) sicaklik : 5 OC
Kış maksimum sıcaklık : 21 OC
Kış minumum sıcaklık : -35OC

Yıllık ortalama yağış oranı : 480 (mm)
Yıllık ortalama yağmur oranı : 300 - 400 mm
Yılda en fazla kar kalınlığı : 50,60 cm
Karın yerde toplam kalış süresi : 2 - 3 ay

Karasal iklime bağlı olarak ,bitki örtüsü bozkırdır. Ormanlık alan son derece azdır. Sadece Gökdağı ve Bozdağının bir kısmı meşe ormanıyla kaplıdır.

Yerleşim Biçimleri, Ev Tipleri

Temel geçim kaynağı ve uğraş alanları yerleşim biçimini belirlemiştir. Çiftçilikle uğraşan halkın büyük bir kısmı, merkeze uzak yayla konumundaki yerlerde yaz aylarını geçirirler. Buralarda tarım ve hayvancılıkla uğraşırlar. Bunun yanında halkın daimi olarak ikamet ettiği kışlık evler de bulunmaktadır.

Yayla yerleşimindeki evler genelde daginiktir. Yüksek dag eteklerine kurulmuşlardir. Bag evleri de bu şekilde yapilmiştir. Merkezdeki yerleşim topludur. Evler bitişiktir. Yayla evleri taşla ve kemer şeklinde yapilmiştir. Kasaba merkezindeki evler biraz daha modern görünümlüdür. Bu evlerin çogu iki katli olup üzerleri düzdür. Evlerin üzeri genelde betonla, bazende toprakla örtülür. Belde de çatili ev pek yapilmaz.

Kasaba aileleri Mayıs-Ekim aylarında yayla evlerinde konaklarlar. Ekim ayından itibaren ise kış evlerine göç başlar.

Ekonomik Durum:

Kızılören’in ekonomik yapısını belirleyen faaliyetleri şu başlıklar altında toplayabiliriz: a) Tarım ve hayvancılık b) Halıcılık c) Büyük şehirlerde ticaretle uğraşma d) Dierleri

a) Tarım ve Hayvancılık:

Kasaba’da halkın en önemli geçim kaynağı ziraatçiliktir. Arazi yapısı ve iklim özellikleri sadece tahıl tarımına imkan vermektir. Buğday, arpa, yulaf, cavdar ve en çok üretimi yapılam ürünlerdir. Tarım, yağışa bağlı olarak kuru tarım şeklinde yapılmaktadır. Kızılören’de yakın zamana kadar tarım, tamamen insan ve hayvan gücüne dayanmaktaydı. Günümüzde tarımda makinalaşma hızla artmış ve ihtiyacı karşılayacak kadar tarım makinaları ortaya çıkmıştır.

Tarıma bağlı olarak yapılan büyük ve küçükbaş hayvancılığı da önemli gelir kaynağıdır. 1980 yılında kurulan Tarım Kredi Kooperatifi, yörede tarım ve hayvancılığın gelişmesi yönünde bazı imkanlar sağlamaktadır.

b) Halıcılık

Halıcılık, Kızılören’de kadınlar tarafından yapılan ve çoğu ailenin önemli bir geçim kaynağı olan ekonomik uğraştır. Halılar, Kasabada bulunan 5 - 6 imalatçı nezaretinde kadınlar tarafından dokunmaktadır. Tüm malzemeleri imalatçılara ait olan halılar, ipek iplerle dokunmaktadır. İlmek sayısına göre 300’lük, 500’lük olarak bilinen halılar evlerde dokunur. İmalatçı işcilerine ilmek hesabı ve sıra sayısına göre ücretini öder. Halıları piyasaya kendisi sürer. Halen 150 - 200 aile halıcılık yaparak, ekonomik seviyesini yükseltmeye çalışmaktadır.

c) Büyük Şehirlerde Ticaretle Ugraşma

Kasabanın gelir seviyesinin düşüklüğü, halkı büyük şehirlere göçe zorlamıştır. Özellikle 1980’li yıllardan sonra başta İstanbul olmak üzere Adana, Mersin, Kayseri gibi şehirlere hızlı bir göç yaşanmıştır. Kızılörenliler göç ettikleri yerlerde gezici ticaret ve esnaflıkla uğraşmaktadırlar. Şu an kasaba dışında 3 - 4 bin Kızılörenli yaşamaktadır.

d) Dier ekonomik faaliyetler

Yukarıda saydığımız temel geçim kaynakları dışında, kasabada bazı meslek dalları gelişmiştir. Arıcılık, esnaflık, gezici ticaret gibi. Kızılören’de 1 marangoz, 2 demirci, 1 tuzcu, 3 peynirci, 2 nalbant, 15 bakkal, 1 fırın, 4 kahvehane, 2 elektrikçi şu anda mevcut olan meslek dallarıdır. Ayrıca nakliyecilik, yolcu taşımacılığı ve inşaatcılık yapanlarda bulunmaktadır.

Nüfus Yapısı:

Kasabanın nüfusunu, 1960’dan günümüze kadar ki dönemlere göre, şu şekilde belirtebiliriz. Daha önceki dönemlerin nüfus sayım sonuçları elimizde yoktur.

* 1960’da Kızılören nüfusu 3374 kişi
* 1970’de Kızılören nüfusu 4300 kişi
* 1980’de Kızılören nüfusu 4406 kişi
* 1985’de Kızılören nüfusu 4351 kişi
* 1990’da Kızılören nüfusu 4136 kişi
* 1997’de Kızılören nüfusu 3195 kişi

Yukarıdaki resmi nüfus sayılarına bakacak olursak, 1960 yılından sonra Kızılören nüfusunun hızla arttığını görürüz. Son nüfus sayımında ise ani bir düşüş yaşanmıştır. Bunun medeni olarak da son yıllarda büyük şehirlere yaşanan göçün hızla artmasını gösterebiliriz. Şu anki mevcut nüfusun yarısından fazlası 30 yaş ve üzeridir. Mahaldeki aileler ortalama 4 - 5 kişiden ibarettir.

Ulaşim Durumu:

Kasabanın ilçe ve şehre ulaşım sorunu yoktur. Kızılören - İncesu arası yol 14 km olup, asfaltlıdır. Kızılören- Kayseri arası ise 50 km’dir. İlçeye ve şehre ulaşım münibüslerle ve belediye otobüsleriyle sağlanmaktadır. Kızılören’in merkezi dışındaki köylere ve mahallelere de asfaltlı yol yapılarak ulaşım sorunu giderilmiştir.

C. KIZILÖREN’İN İDARİ YAPISI

Kasabanın Muhtarlıktan Günümüze Kadar ki İdari Durumu

Kızılören, 1960 yılına kadar Kızıl-viran köyü adıyla muhtarlıkla idare edilmiştir. Kızıl-viran’ın ilk muhtarı, 1925 yılında tayin edilen, Dedelinin Ahmet olarak bilinen kişidir. Köyü idare eden son muhtar ise, daha sonra belediye başkanı olan Mustafa Türen’dir.

Köy, 1962 yılından itibaren Kızılören Belediyesi adıyla kasaba hüviyetini kazanmıştır. Böylece, 1963 yılında seçilen ilk belediye başkanı kasabayı idare etmeye başlamıştır. 1963 - 2000 yılları arasındaki dönemlerde belediye başkanlığı yapanları ise şu şekilde sıralayabiliriz.

1. Mustafa Türen 17.11.1963 - 05.06.1968
2. Mehmet Eşsiz 05.06.1968 - 09.12.1973
3. Ahmet Şahin 09.12.1973 - 06.05.1975
4. Ahmet Tayman 06.05.1975 - 09.12.1977
5. Kazım Öztekin 09.12.1977 - 12.09.1980
6. Mevlüt Koçak 12.09.1980 - 26.11.1980 (Vekaleten)
7. Zekai Aykar 26.11.1980 - 03.01.1981 (Vekaleten)
8. Hasan Tekgönül 01.03.1981 - 24.06.1982 (Vekaleten)
9. Salih Özyalçın 24.06.1982 - 16.12.1982 (Vekaleten)
10.Adem Korkmaz 16.12.1982 - 03.02.1984
11.Hüseyin Turgan 15.02.1984 - 28.03.1984 (Vekaleten)
12.Mustafa Demir 28.03.1984 - 26.03.1989
13.Adem Korkmaz 26.03.1989 - 25.03.1994
14.Ahmet Gönül 25.03.1994 - 18.04.1999
15. Mehmet Şahin 18.04.1999 - ....................

Belediye Teşkilati

1963 yılında kurulan belediye teşkilatı, ilk olarak günümüzde Mükreminin kahvane olarak bilinen binada hizmet vermiştir. Daha sonra, şu anki binasına taşınmıştır. 2000 yılı verilene göre Kızılören Belediyesinin personel ve araç gereç durumu aşağıdaki gibidir.

Personel Durumu - Araç Gereç Durumu

1. Mehmet Şahin - Belediye Başkani - 2 otobüs
2. Nevzat Taslak - Yazı İşleri Müd. - 1 Kamyon
3. Bayram Yönem - Muhasebeci - 1 Makam Taksisi
4. İsmail Çanak - Tahsildar (Su) - 1 Ambulans
5. Fikret Yönem - Tahsildar - 1 Cenaze Aracı
6. Hüseyin Kızılçardak - Zabıta - 1 Traktör
7. Yılmaz Kızılçardak - Şoför - 1 İş Makinası, Kepçe
8. Muzaffer Gönül - Su işçisi
9. Ali Topçu - Su işçisi
10.Ömer İmamoğlu - Su işçisi
11.Cumali Dal - Su işçisi
12.Ali Çoşkun - Su işçisi
13.H.Bekir Tekeci - Şoför
14. H.İbrahim Yılmaz - Şoför
15.Hüseyin Oral - Kepçeci
16.Mehmet Yollu - Şoför
17.Hüseyin Bayat - Muavin
18.Ahmet Yılmaz - İşci
19.Ali Uzun - İşci

Kızılören’in Mahalleleri

Belde, dördü merkezde ikisi de merkez dışında olmak üzere altı mahalleye ayrılmıştır. Kızılören çevresinde bulunan çardak veya oba olarak anılan yerleşim yerleri de, mahalle konumundadır. Merkezdeki mahalleler bitişiktir.

1. Aşagi Mahalle Muhtari - Receb Ünaldi
2. Tabaklı Mahalle Muhtarı - İsa Erciyes
3. Orta Mahalle - Muhtarı Lütfi Çoşkun
4. Güney Mahalle Muhtarı - Kemal Emekçi
5. Avşar Obasi Mahallesi Merkeze 4 km uzaklikta olup, kasabanin kuzeyinde bulunmaktadir.
6. Boğaz Çardak, Sarıoğlanın Çardak, Ötebatan, Santırın Çardak ve Kanlı Çardak bir muhtarlık oluşturmaktadır. Bu obaların uzaklığı 5 -7 km arasında olup, hepside kasabının batısındadır. Bu yerleşim alanlari birbirinden ayri olarak kurulmuştur.


II.BÖLÜM SOSYO - KÜLTÜREL YAPI
A)EĞİTİM-ÖĞRETİM, SOSYAL KURULUŞLAR, TARİHİ YAPILAR

Kızılören’de İlkokulun açılması

Kasabaya okul açılmadan önce okuma yazma öğretimi, belirli hocalar tarafından, eski dilde (Arapça) yapılmaktaymıştı. Köydeki hatırı sayılır, bilgili hocalar, hem Kur’an okumayı hemde okuma yazmayı öğretiyormuştu. Dersler camide veya köy odasında verilmekteymiti. Ders veren hocalardan en tanınmışı ise Kara Hoca (Mehmet Hoca) adıyla anılan hocaymıştı.

Kızılören’e ilk defa 1932 yılında okul açılmıştır. İlkönce üç sınıflı olarak açılan okula, daha sonra öğrencilerin artmasıyla birlikte 1 müdür odası ve 1 sınıf eklenmiştir. 1968 yılına kadar eğitim öğretime bu binada devam edilmiştir. 1968 yılında okul, 3 sınıf ve 1 müdür odasına daha kavuşmuştur. Öğrenci sayısı zamanla 650’ye kadar yükselmiştir. Fakat 1960’lı yıllardan itibaren büyük şehirlere yaşanan göçle beraber, öğrenci sayısı 200’lere kadar düşmüştür.

İlkokul eğitim - öğretimi 1988 yılına kadar, günümüzde bulunmayan ilk yapılan binalarda devam etmiştir. 1988’de ise, Kasaba yerlilerinden Parlaklar ailesi, 12 dersanelik bir ilköğretim okulu yaptırmıştır. Parlaklar ilköğretim okulu, sekiz yıllık zorunlu eğitime geçilinceye kadar, ilkokul ve ortaokul olarak iki kısımda eğitim vermiştir.

Zorunlu eğitimle birlikte ortaokul kısmı ilköğretim içine dahil edilmiştir. Kızılören Parlaklar ilköğretim okulu, Şu anda tek olarak tüm kasaba öğrencilerine eğitim hizmeti vermektedir. Taşımalı sistem ve sekiz yıllık zorunlu eğitimle birlikte, öğrenci sayısı artmaya başlamıştır.

1999 - 2000 Eğitim Öğretim yılına girerken, parlaklar Ilköğeretim okulunda; çevre köy ve obalardan gelen öğrecilerle birlikte 500’e yakın kayıtlı öğrenci, 1 müdür, 1 müdür yardımcısı, 3 branş öğretmen, 13 sınıf öğretmeni ve 2 hizmetli bulunmaktadır.

Ortaokul:

Kızılören’de 1972 - 1973 eğitim öğretim yılında, 1 sınıflı, 2 öğretmenli bir ortaokul eğitime başlamıştır. Okul, ilk açıldığında buğunkü belediye binasının bir bölümünde eğitim vermiştir. 36 öğrenci 2 branş öğrtemenle başlayan okulun, ilerleyen yıllarda mevcudu artmıştır. Zamanla binanın yetersiz kalması üzerine, ortaokul bugünkü PTT binasına taşınmıştır. 1988 yılına kadar burada eğitim hizmeti veren orta kısım, bu tarihten itibaren Parlaklar ilköğretim okulu bünyesinde varlığnı sürdürmüştür.

Kasabanın Eğitim Öğretim Durumu:

Kızılören, okuma eğilimi olan bir yerleşim yeri değildir. Ilkokul sonrasında, öğrencilerin okula devam etme oranı düşüktür. Mahalde son yıllara kadar kızların ilkokul sonrasında okula devam etmesine pek izin verilmezdi. Öyle ki oratokul açıldığında hiçbir kız öğrenci okula kayıt yaptırmamıştır. Ailelerin muhafazakar yapıya sahib olması ve kızların ilkokul sonrasında halı dokuyarak aile ekonomisine katkıda bulhunmasının istenmesi, bu durumun nedeni olarak gösterilebilir. Birde erkek öğrencilerin ilkokul sonrasından itibaren çalışma hayatına atılmaları, okula devam etme oranını düşürmüştür.

Kasaba’da, 1940 yılı öncesi kuşağın okuma-yazma seviyesi düşüktür. 1932’de ilkokulun açılmasıyla halkın eğitim seviyesi yükselmeye başlamıştır. Günümüze gelindğinde nüfusun okuma - yazma oranı son derece artmış ve % 75’lere kadar çıkmıştır. Sekiz yıllık zorunlu eğitimle birlikte, okulda öğrenci patlaması yaşanmıştır. Kız öğrencilerin okuma eğilimi de artmıştır.

Lise bulunmadığı için, öğrenciler lise eğitimini ilçeye gidiş - geliş yaparak alırlar. Her sene ortalama 10 - 15 öğrenci, liseye kayıt yaptırır. Kızılören’de Üniversite ve yüksekokul eğitimi almış kişi sayısı 100’e ulaşmaz. Bunun yanında, iyi bir üniversite okuyup, yüksek mevkilere ve mesleklere ulaşmış Kızılörenliler de bulunmaktadır.

Şu anda memleketin degişik yerlerinde görev yapan, 2 kaymakam , 4 doktor( Biri Kizilören Saglik Ocaginda) 3 veteriner - hekim, 1 inşaat mühendisi, 3 ziraat teknisyeni, 1 komser yardimcisi, 15 - 20 ögretmen bulunmaktadir. Ayni zamanda degişik mesleklerde kendini yetiştiren 15’in üzerinde üniversiteli bulunmaktadir.

SOSYAL KURULUŞLAR

Sağlık Ocağı: 1980 yılı başlarında, kasaba meydanına açılmış bir sağlık ocağı bulunmaktadır. Sağlık hizmetleri 6 - 7 yıla kadar dışardan gelen doktorlar tarafından verilmekteydi. Günümüzde Sağlık ocağında, Kasaba içinden çıkmış olan bir doktor hizmet etmektedir. Sağlık ocağı binası 1 muaynehane, 1 Doğum odası, 1 memur odası ve 1 yataklı istirahat odasından oluşmaktadır. Halen 1 doktor, 1 ebe, 1 hemşire ve 1 sağlık memuru görevli bulunmaktadır. Sağlık ocağındaki hizmetler, özellikle Kızılörenli Dr. Hasan Güler zamanından itibaren , düzenli ve halkın ihtiyaçlarını karşılar nitelikte yapılmaya başlanmıştır.

Postane: Beldemizde, 1968 yılında kurulmuş bir postane ile posta, telefon, telgraf hizmetleri verilmeye başlanmıştır. Ilk olarak, kasaba meydanındaki eski belediye odasında kurulan PTT, daha sonra ,şu anki belediye binasına taşınmıştır. PTT son olarak da 1990 yılından itibaren eski ortaokul binasında hizmetlerini devam ettirmektedir. Özellikle otamatik telefon uygulamasıyla birlikte telefon abonesi hayli artmıştır. Halen 1000’in üzerinde telefon abonesi vardır. PTT’de 1 memur görevli bulunmaktadır.

Tarım Kredi Kooperatifi: 1980 yılında kurulan kooperatif, çiftçilere kredi, gübre yem, küsbe v.b. imkanlar sunmaktadır. Belediye binasında faaliyet gösteren tarım kredi kooperatifinin 600 faal üyesi bulunmaktadır.

Kur’an Kursu: 1983 yılında açılmıştır. Yukarı Camii karşısında bulunan kurs, belli bir süre eğitim vermiştir. Şu anda kurs kapalı bulunmaktadır.

Kızılörenliler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği:

Büyük şehirlere göç edip yerleşen Kizilören halkinin kurdugu, iki dernek bulunmaktadir. Dernegin biri Istanbul’da, digeri ise Adana’da faaliyet göstermektedir. 1988 yilinda kurulan Istanbuldaki dernegin, çok sayida üyesi vardir. Dernekler, Kasaba içindeki ekonomik durumu iyi olmayanlara iaşe vb. teminininde; cenaze, hastalik gibi durumlarda ve bir takim sosyal faaliyetlerin dizünlemesinde halka hizmet etmektedir.

TARIHI YAPILAR

Camiler

Merkez Camii: 1955 yılında yaptırılan cami, kasaba meydanındadır. Camiye 1980 yılında minare, 1985 yılında da şadırvan yapılmıştır. Yörenin klasik yapısıyla yaptırılan cami, çatılıdır. Resmi olarak görevli bulunan 1 imam ve 1 müezzin bulunmaktadır.

Yukarı Camii: Kızılören’in, en eski tarihi yapısı ve Osmanlı devletinin son dönemlerinden kalma tek eseri olan Cami, 1875 yılında yaptırılmıştır. Köy halkı tarafından ve imece usulüyle yapılan cami, günümüze kadar onarılmak suretiyle ayakta kalmıştır. Cami minareli, abtesthaneli ve çatılıdır. Herhangi bir mimari tarzda olmayan cami, kasabanın yukarı mahallesinde bulunmaktadır. Camide 1 imam görevlidir.

Toprak İskan (Yeşil) Camii: 1978 yılında yaptırılan cami, halk arasında “ Dere Camii” olarak da bilinmektedir. Caminin minaresi 1997, şadırvanı 1999 yılında yaptırılmıştır. Yeşil cami, köyün ilk öğretmenlerinden olan, Halim Öğretmenin oğlu Muzaffer tarafından yaptırılmıştır.

Karacaören Camii: 1980’li yıllarda yaptırılan cami, karacaören mevkiinde bulunmaktadır. Minareli olan caminin 1 din görevlisi vardır.

Kuba Camii: 1992’de yaptırılan cami, diğerlerine göre yapılış tarzı olarak farklıdır. Cami kubbeli olarak yapılmıştır. Caminin tavanı büyük küçük 5 - 6 kubbeden oluşmaktadır. Caminin içinde ise kemer yapısı hakimdir. Caminin minaresi ve şadırvanı da vardır.

Gölbaşi Camii: 1996 yılında yaptırılan cami, Gölbaşı mevkiinde bulunmaktadır. Minareli olan cami küçük ve düz damlıdır.

Çeşmeler: Kasaba içinde halka açık 3 - 5 eski çeşme bulunmaktadır. Kızılören’e ilk defa suyun gelmesiyle birlikte yapılmış, iki çeşme vardır. Bunların yapılış tarihi 1956’dır. Ayrıca 1985 yılında Parlaklar hayratı olarak yaptırılan bir çeşme ve Bahçecik mevkiinden gelen suyun akıtıldığı mezarbaşı çeşmesi bulunmaktadır.

Mezarlık: Kızılören’in merkez yerleşim alanı içinde builunan mezarlık çok eski bir geçmişe sahiptir. 1800’lü yıllara ait bir mezar taşı, çalışmalar sırasında bulunmuştur. Mezarlığın alanı büyük olup, Mustafa Demir’in reisliği döneminde beton duvar içine alınmıştır. Yapılan mezarların çoğu taş yapı şeklindedir ve mermer süslemelidir.

Ziyaret Yerleri ve Yatırlar: Kızılören Selçuklu ve Osmanlı gibi iki büyük Türk Devletinin izlerini taşıyan bir yerdir. Bu yüzden, o dönemde Kızılören ve çevresinde yaşamış, vefat etmiş bazı büyük zatların kabirleri bulunmaktadır. Veli olarak bilinen bu insanlar hakkında bazı bilgiler ve rivayetler vardır. Bu yatırları ve rivayetleri kısaca açıklamaya çalışalım.

Şeyh Kumali: Evliyanın kabri Kızılören’in güneyindeki Gökdağı eteklerinde bulunmaktadır (1200 - 1250) yılları arasında yaşadığı rivayet edilmektedir. Gönümüzde yağmur dualarında, çeşitli dilek ve isteklerde bulunmada, Şeyh Kumalı’nın kabri ziyaret edilmektedir. Evliya hakkında anlatılan bir kıssa.

Şeyh bir gün vakif arazide çift sürerken öküzü ölür. Gökdagi ormanlarindan bir aslan gelir, öküzün yerini alir ve şeyh çifti aslanla sürer. Kara Mustafa Paşa Bagdat seferi sirasinda sazdan geçerken (sürtme civari) Şeyh, hayvanina biraz un, biraz yag, biraz da bulgur yüklemiş vaziyette, Karataş mevkiinde paşanin önüne çikar. Ve “ Ordunun karavanasini ben verecegim” der. Kazana yag, bulgur ve diger malzemeleri koyarak yemek pişirir. Sefere giden ordu, bu aşi yemekle bitiremez.

Paşa, Şeyh Kumali’nin hünerisini anlayinca, benim at filik arpa istiyor der. Şeyh bunun üzerine bir tepenin ardina gider. Bir iki saat sonrada sirtinda bir şelek filik arpayla çikip gelir. Paşa “ bu olsa olsa Şam’da olur, yoksa oraya mi gittin” diye Şeyh’e sorar. Şeyh’de” “evet” der.

Şeyh de Paşa’dan bir ricada bulunur Der ki:

“ Bizim Kızılköşkte (Kızılören) su yok, emir verde dört beş tane büyük kuyu yapılsın, Erciyesin suyunun bir kısmı buraya aksın.” Paşa bu isteği kıramaz ve bu kuyular sana vakıf olsun” diyerek izin verir. Bunun üzerine büyük sarnıçlar ve kuyular yaptırılır. O mevkii Şeyhin vakfı olmuştur. Burada dergahlar kurulmuş ve zikirler yapılmıştır. Bu kuyuların şu an mezarlık çevresinde bulunan kuyular olduğu sanılmıktadır.

Şeyh Aslan : Kızılören’in yukarı kepez dağı mevkiindedir. Buradaki yıkılmış bulunan kale çevresinde, yıllarca Rumlarla mücadele etmiş bir erendir. Bu yatırın bulunduğu mevkiide, bir kız ile bir erkek gayr-i meşru ilişkide bulundukları için, oldukları yere taşlaşmışlardır. Yatırın hakkında fazla rivayet yoktur.

Sarıgölde Yedikardeşler: Kasabanın güneyindeki Sarıgöl yaylasında bulunan yatırın yeri, yedi kardeşler tepesi olarak da bilinmektedir. Bu mevkiide devamlı ışık yanarmış ve bilhassa geceleri fark edilirmiş. Burada, Osmanlı döneminden kalma yıkıntılar ve mezarlar bulunmaktadır. Yedi kardeşlerin mezarıda, bilinenler tarafıdan ziyaret edilmektedir.

Şeyh Hasan Dede: Sözü edilen zatın mezarı, adak kurbanlarının kesilmesinde bir uğrak yeridir. İşleri iyi gitmeyenler, çocuğu olmayanlar bu yatırı ziyaret etmektedirler.

Omuzu Gürzlü (Güçlü) Dede: Şeyh Şaban köyü ile Kizilören sinirlari arasinda bu zatin türbesi bulunmaktadir. Selçuklu Devleti döneminde yaşadigi rivayet edilmektedir. Kabri ziyaret edenler, mumlar yakarak, bezler baglayarak, kurban keserek dilek ve istekte bulunmaktadirlar. Dedemize, savaşirken omuzunda gürz taşidigi için Omuzu Gürzlü denilmiştir.

B- KIZILÖREN’İN KÜLTÜREL VE FOLKLÖRIK ÖZELLIKLERI

Mahalli Oyunlar

Yöre oyuna pek düşkün degildir. Oyunlarda genellikle agir hava hakimdir. En çok oynanan oyunlar şunlardir.

Fındık Kırma: Tek ya da iki kişinin, elleriyle findik kirarak karşilikli oynadiklari oyundur.

Kaşik Kirma: Ellere dört kaşik alinarak parmaklar arasinda sikiştirmak suretiyle oynanan oyundur. En çok oynanan oyunlar arasindadir.

Sekme: Tek ayakla oynanan haraketli bir oyundur.

Kara Tavuk: Iki kişinin karşi karşiya çömelip, findik kirarak oynadiklari bir oyun çeşididir.

Arap Oyunu: Özellikle eski düğünlerin vazgeçilmez oyunudur. Kadın kılığına bürünmüş bir erkek ve birkaç kişi arasında oynanır. Daha çok, komedili bir oyundur.

Oyun havaları pek haraketli değildir. Söylenen türkülerde ağır, hüzünlü ve yanık bir hava hakim olduğu için, bu durum oyunlara da yansımıştır.

Çocuk Oyunları:

Çocuk oyunlarının çeşidi çok fazladır. En çok oynayanlar şunlardır:

Gülle (Misket): 3 - 5 kişi arasinda bir miktar misket ile oynanir. Bu oyunun kendi arasinda pek çok çeşidi vardir. Çukur, baş, üçgen vb.

Sinme (Saklambaç): Birkaç grup arasında oynanır. Gruplar sırasıyla belirlenen hudutlar içinde saklanırlar ve bir grup ötekini bulmaya çalışır. Özellikle karanlıkta oynanır.

Çelik Çomak: 2 grup arasında oynanır. Değnek denen uzun bir sopa ve çelik denen küçük sopacıklarla ve bir daire çizilerek oynanır. Grubun biri çelikleri dairenin içinden mümkün olduğunca uzağa sopayla fırlatır. Diğer grup ise çeliği daireye düşürmeye çalışır.

Birdir Bir: 4 - 5 kişi arasinda oynanir. Bir kişi belini büker. Digerleri bunun üzerinden atlamaya çalişir. Atlayamayan kişide digerinin yanina egilir. Bu durum herkes atlayincaya kadar devam eder.

Kızdı Kayış: Kura ile belirlenen bir kişi kemerini gizlice saklar. 3 - 4 kişide bunu bulmaya çalişir. Kayişin yerine yaklaşan olursa kizdi kayiş denilerek oyun hareketlendirilir. Kemeri bulan hemen yanindakilere vurmaya başlar.

Ayrıca mazak, aşık atma, uçurtma uçurma, demir çember sürme, çocukların en çok oynadıkları oyunlar arasındadır. Kız cocuklar daha çok evcilik, sekme taş, çizgili oyunlar oynarlar. Okullarda ise çocuklar, yakan top, mendil kapmaca, koşmaca gibi toplu oyunlar oynarlar.

Mahalli Yemek Çeşitleri:

Kasabaya özgü yemeklerin çoğu, hamurlu olarak yapılır. Başlıca yemek çeşitleri şunlardır:

Erişte: Un, hamur haline getirelerek açılır. Açılan yufkalar oklavaya dolandırılarak dikine kesilir. Kesilen uzun parçalarda tel şeklinde doğranır. Çubuk makarna şeklindeki hamur, ekmek sacı üzerinde kavrulur. Pişeceği zaman haşlanır ve makarna gibi pişirilir.

Bulgur ve Çeşitleri: Buğday, kazanlarda yumşayıncaya kadar (hedik hali) kaynatılır. Kuruyan hedikler değirmende kırdırılarak bulgur, düğçük gibi çeşitler elde edilir. Bulgur, pirinç pilavı gibi pişirilirken, düğçük yemeği hafif sulu olarak yapılır.

Çüçük Aşi: Erişte de oldugu gibi oklavaya dolandirilan kalin yufkalar, çok küçük kareler halinde kesilir. Kuruyan küçük kare hamurlar, yogurt ve sarimsak katilarak sulu olarak pişirilir.

Mantı: Hamur açılarak yufka haline getirilir. Oklavaya sarılarak dikine kesilen yufkalar 2 - 3 santim büyüklüğünde, kareler halinde kesilir. Parçaların arasına kıyma veya buna benzer iç konulur. İçi dolu hamurlar açılmayacak kadar sıkılır ve haşlanarak pişirilir. Sulu olan mantı yemeği sarımsaklı yoğurt ve salça katılarak servise hazır hale getirilir.

Kısır (Sarma) Üzüm yaprağı, bulgur veya pirinçle yapılan içle sarılarak pişirilir. Lahana da bu şekilde sarma yapılarak pişirilebilir.

Madımak (Merçimelek): Tarla veya bahçelerde yetişen ve cacik olarak bilinen bu bitki, ispanak yemegi gibi pişirilir. Yogurtlu ve sarimsakli yenilir.

Tarhana veya Yarma Çorbası: Buğdayın kırdırılmasıyla yarma elde edilir. Yoğurtla karıştırılan yarma, avuç büyüklüğünde parçalar halinde kurutulur. İstendiği zaman çorba olarak pişirilir. Yoğurt aşı da bu şekilde kurutulmadan yarmayla yapılır.

Ekmek Çeşitleri:

Bazlama: Hamur, küçük parçalar halinde elde bezilenerek, oklavayla açılır. Açılan hamur tandır, taş ocak veya tüplü sacda pişirilir. Bazlama ekmeğinin kalınlığı 2-3 santimdir.

Yufka: Hamurun oklavayla en son inceliğine kadar açılmasıyla yufka elde edilir. Bu yufkalar sac üzerinde yanmayacak şekilde pişirilir. Belde de bu ekmeğe şebit de denir. Piştiğinde gevrek ve kuru olan şebitler ıslanarak yenilir. Çörek: Bu ekmek çeşidinin hamuru özel olarak yogrulur. Süt, yogurt, yumurta vb. malzemelerle yogrulan hamur, el büyüklügünde açilarak sobali veya elektrikli firinlarda pişirilir. Kete şeklinde yapilan bu ekmeklere çörek denir.

Ayrıca, hamurla yapılan katmer, yağlama, börek ve tatlı çeşitleri de bulunmaktadır.

Askere Uğurlama:

Kasabada askere uğurlama töreni, eskidenberi süregelen eğlenceli adet ve geleneklerle yapılmaktadır. Her sene ortalama 100’ün üzerinde genç, vatani görevini yapmak için askere gider. Askerlik Peygamber ocağıdır, askere gitmeyen adam olmaz, askere gitmeyene kız vermezler gibi, halk arasında yerleşmiş bir takım ifadeler, beldede askerliğe verilen önemi ortaya koyar.

Asker adayı yollanmadan birkaç gün önce askerin ailesini, akrabaları ve komşuları ziyaret ederler. Ziyarete gidenler yanlarında Süt, Yoğurt, Çay şekeri, katmer vb. ikramlar götürürler. Gencin ailesi de bu ikramlar karşılığında kına cerez gibi şeyler verir. Bu karşılıklı hediyeleşme, askerin izinlere gelmesinde ve tezkere alıp askerliği bitmesinde de devam eder.

Gençler vatani görevlerine gitmeden bir gün önce eğlence tertip ederler. Mahalli bir türkücü veya davul zurna ekibi getirtilir. Akşama doğru köy meydanında eğlence başlar. Ateşler yakılarak türkücü eşliğinde gençler doyasıya oynarlar. Asker adaylarının bu eğlencelerini kalabalık bir halk topluluğu izler. Kadın - erkek çoluk çocuk herkes gençlerin oyunlarını seyrederler. Eğlence geç saatlere kadar devam eder.

Ertesi sabah erken saatlerden itibaren gençler ve aileler kasaba meydanında toplanırlar. Bir hoca eşliğinde dua edilir. Gençler birbirleriyle, büyükleriyle helallaşırlar ve komşularını, akrabalarını ziyaret ederek vedalaşırlar. Akşamki sevinç, mutluluk, çoşku yerini, ayrılmanın veridği hüzne ve anaların gözyaşına bırakmıştır.



Bayramlar:

Kızılören’de dini bayramlarınız olan Kurban ve Ramazan bayramı haraketli geçer. Bayram öncesinde ve bayram günü halk topluca mezarlığı ziyaret eder Bayram günü namaz çıkışı, halk köy meydanında birbiriyle bayramlaşır. Bayramlarda kasaba dışında olanlar, ailelerini ziyarete gelirler.

Milli bayramlar 10 - 15 yıl öncesinde daha haraketli ve eğlenceli geçmekteydi. Öğrenciler, çeşitli piyesler, parodiler yaparak seyre gelenleri eğlendirirlerdi. Günümüzde bayramlar biraz daha sönük geçmektedir. Bayram günlerinde okulun bando ekibi kasaba meydanına bir iki tur atar. Öğrenciler çeşitli yarışmalar düzenlerler.

Yemek Yedirme Geleneği:

Yemek yedirme, çok eskiden beri sürdürülegelen ve büyük önem verilen önemli bir gelenektir. İslami açıdan da güzel bir haslet olan bu alışkanlığa, halk büyük bir ehemmiyet verir. Yörede çok değişik vesilelerden dolayı, aileler toplu yemek yedirme teşebbüsünde bulunurlar. Başta vefat edenlerin adına olmak üzere, hacca gidişte ve hac dönüşünde, askerlik bitiminde, ramazan iftarlarında yemek yedirilir. Mesala, birisi vefat ettiğinde bir iki hafta içerisinde onun adına yemek yedirilir. Ölünün adına yemek yedirme, 1 - 2 sene aralıklarla devam ettirilir. Halk arasında ölününde manevi olarak açıkacağına ve yedirilen yemeğin sevabının ona bağışlanacağına inanılması, bu alışkanlığı kalıcı kılmaktadır.

Yemeklerde, genel olarak klasik yöresel yemekler bulunur. Mantı, fasülye, pilav, lahana dolması, tatlı vb. çeşitler ikram edilir. Özellikle Cuma günü yapılan yemek teşebbüsüne, tüm camilerin cemaatleri, akrabalar, komşular davet edilir. Özel bir aşcının yaptığı yemekler, yer sofralarında yenilir. Yemekten sonra da hocalar, Kur’an okur ve dua ederler.

Aşure Haftasi:

Aşure, halk arasinda “aşir aşi” olarak bilinir. Kameri aylardan Muharremin onuncu gününün isabet ettigi hafta, aşure haftasidir. Eskiden beri uygulanilagelen bir gelenektir. Bu haftada komşular birbirlerine aşir aşi dagitirlar. Aşure; bulgur, nohut, fasülye, kuru üzüm, kuru kaysi vb. gida maddelerinin pekmez veya şerbetle pişirilmesiyle elde edilen bir aştir.

Cenaze Töreni

Kızılören’de bir ölüm olayı cerayan ettiğinde, Ölünün kimliği ve nerede bulunduğu camilerde okunan selalarla çevreye duyrulur. Ölüm haberini kısa sürede duyan halk, hemen ölü evine akın eder. Eğer cenaze kasaba dışında bir yerdeyse, gelmesi beklenilir. Aynı şekilde cenazenin yakınlarından biri kasaba dışında bulunuyorsa, cenaze bekletilir. Ağıt gözyaşı ve çığlıklar içinde hemen defn işlerine başlanılır. 6 - 7 sene öncesine kadar, cenazeler açık alanda teneşir denen tahta masalar üzerinde, bir hoca eşliğinde yıkanıyordu. Son yıllarda ölüler, belediyenin tahsis ettiği cenaze aracında ve bir görevli tarafından yıkanmaktadır. Yıkanıp kefenlendikten sonra, cenazeler mezarlığa omuzlarda götürülür. Cenaze götürülürken cemaat içinden birisi sık sık “ Alllah rahmet eylesin” diye bağırır. Büyük bir kalabalık eşliğinde mezarlığa giden ölünün cenaze namazı kılınır. Süratle, hazır olan kabri açılmaya çalışılır. Cesaretli birisi ölüyü kabre indirir ve yerleştirir. Orada bulunan herkes kabre bir kürek toprak atmaya çalışır. Defn işleri tamamlanmaya çalışılırken, günümüzde uygulanmayan bir adet gerçekleştirilir. Bu uygulama “devre oturma” olarak bilinir. Devre oturma; cemaat içinden 5 -6 kişinin halka oluşturarak, ölü sahibi tarafından verilen mendil içindeki parayı, elden ele dolandırmasıyla gerçekleşir. Mendili her alan kişi salavat okur, diğerine verir. Bu uygulama, ölünün sadakası olsun diye yapılır. Devir sonunda, para devre oturanlara dağıtılır. Bu adet, son yıllarda ortadan kalkmıştır. İşler tamamlanınca hoca Kur’an okur, dua eder ve cemaat mezarlığı terk eder. Yörede mezarlığa kadınlarda gitmektedir.

Cenaze kalabalığının bir kısmı tekrar ölü evine gider. Hoca evde de Kur’an okur ve dua eder. Ölü evine 1 - 2 hafta başsağlığına gelenler olur. Komşular ölü evine üç gün yemek götürürler. Definden bir gün sonra, öğle namazı çıkışı, halka helva ve somun ekmek dağıtılır. Bir hafta on gün sonra da ölü yemeği yedirilir. Yemek yedirme işi 52. gecede ve 3 ay sonrada yapılabilir. Son olarak da ölüden arta kalan elbiseler bir ihtiyaç sahibine verilir. Ölünün sarıldığı kilim ise camiye bağışlanır.

C- HALK EDEBİYATI

Kızılören’in kültürel ve folklörik özellikleri, doğal ve sosyal yapısı ekonomik faaliyetleri, şiir, türkü, mani, atasözü, yöresel kelimeler, deyimler gibi halk edebiyatı ürünlerine yansımıştır. Fakat, günümüzde halk arasında edebi nitelikte bir çalışma yapan şair, ozan, halk aşığı vb. kişiler pek yoktur. Şimdi halk edebiyatı ürünü sayılan konulara örnekler vermeye çalışalım.

a) Şiirler:

Eski Irgatlık Öyküleri

Irgatlık geldi herkesin elinde orağı, yabası
Bir gün evvel bitirmek herkesin umudu cabası
Yanıyor, tarlada sanki bir turbo sobası
Yanıyor şimdi bizim şu arpa tarlası

Kimisi sap toplar, kimisi de sap çeker
Kimisi ekin işler, kimisi de saman döker
Kimisi düven sürer, kimisi de kirmen büker
Yine yanıyor bizi o arpa tarlası

Anneler babalar gitmiş sap saçiyor
Çocuklar, harmandan düven için kaçıyor
Yanmış ciğeride ayran yapıp içiyor
Sanki fırın olmuş, yakıyor arpa tarlası

Yayladan gelecek Irgatın suyu ve azığı
Böyle olursa ırgatlar atar ayağa kazığı
Arpa yolarken kayboldu gelinin yüzüğü
Oraklara köse çalan babayiğitler hani

Eskiden ırgatlık yapması olurdu çok güç
O günler gitsinde gelmesin dilerim hiç
Harmanlar kalkınca başlardı köye göç
Harmanı kaldırıb Mersin’e gidenler hani

Şimdi, ne düven kaldi bizde, ne de yedek
Çok sap topladık bizler, budak budak
Aşagilar bitti, yarin amutluga gidek
Toz duman olmuş arpa tarlalari hani

Çeşit çeşit aletler hep yeni çikti
Allah kara öküzlerin bile yüzüne baktı
Eski çifççiler de hep canından bıktı
Kulakları yakan arpa tarlası nerede hani...

Ali Cinci, İncesu Kayseri
1999

Benim Güzel Yurdum Kızılören

Varmı bu güzel sözlerimi acep inkar edenler
İstanbul’a Adana’ya çok olur gidenler
Avşarin daginda çok sigir davar güdenler
Dede oğlu Ahmet Çavuş geliyor gördün mü

Ben yaşadikça benim köyüme kimse dokunamaz
O benim köyüm, kimseler ona kötülükle bakamaz
Değerli ve çalışkandır insanları yıkılmaz
Taşin topragin altin bize Kizilören

Sanki maden olmuş bana köyümün kara taşlari
Bana selam getirir gökteki uçan kuşlari
Bana yorgan döşek olur, O köyün kara kişlari
Unutma sakın arkadaş, sen setenin başını
Ben köye varınca, bana herkes yan bakarlar
Köyümün taşlari bana burcu burcu kokarlar
Oturmuşlar caminin önüne birbirine bakarlar
Unutma arkadaş sen, Salih hocanin ezan sesini

Köye varınca bana niye geldin diye sararlar
Hastaneye gelince beni, yana yana onlar ararlar
Eğer doğru çalışıyorlar ise muradına ererler
Bu dünya sana da kalmaz küçük İsmail

Annem vasiyet etti, köye getirin benim ölümü
Gelib de köylüm sorsun benim iyi ve kötü halimi
Köyümde soldurdum ben de gonca açmış gülümü
Senin de sevgin varmış ben de Süleyman emmi

Ali Çinici, İncesu-Kayseri
1999

b) Maniler

BMC’yi süren
Çöldenin Şaban
Şekerde Patladi fren
Bu otobüs olmasaydı
Yolda kalırdı Kızılören

Damda çayır yolarım
Parmağımı ona dolarım
Çok söyleme kaynana
Saçlarını yolarım
Halı dokurum halı
Bitmiyor gâvur malı
Halı icat olalı
Kızların benzi sarı

Dama vurdum yakacak
Yarın tren kalkacak
Ben askere gidince
Dama vurduğum yakacağı
Kızılören’in kızları yakacak

Yeşil taksi boyandi
Kapımıza dayandı
Dün akşam kaçacaktim
Zalim babam uyandı

Enli kenar bitmiyor
Çividişi yitmiyor
Halı icat olalı
Kızlar gelin gitmiyor

Anonim

c) Mahalli Deyimler

Abdest aldırmak :Haddini bildirmek, ders vermek
Acemi itle karın yemek : Beceriksiz biriyle iş yapmak
Ağrısız başına çabut dolamak : Boş yere kendi başını derde sokmak
Ağzını dağıtmak :Kötü sözleri çokça söylemek
Al duvağından girip, ak kefeninden çıkmak: Kaynananın gelinine çok eziyet vermesi
Alı feri yok : Kötülük düşünmeyen
Bebe şebe işi : Çocuklarin yaptigi iş gibi
Dek durmak : Uslu, sessiz durmak
Evden kaçma zamanı : Kızların erkeklerle kaçma zamanının gelmesi
Fırığı yelli : Çok telaşlı
Gadasını almak : Kazasına karşı koymak
Uyku semesi : Uykusunu alamamış insanın durumu
Elin iyisinden kavmin kötüsü yeğdir : El ne kadar iyi olsada, akrabanın yerini alamaz
Gursak gavurgasını ister : İnsan alıştığı şeyi her zaman ister
Hançerli avrat, pençeli oğlan doğurur : Güzelden doğan çocuk sağlıklı ve güzel olur
Sintir sintir gezmek : Başi boş ve avare olarak gezenler için kullanılır
Alaşalik etmek : Olur olmaz ortaya atilmak
Şemşamer nesepli : Ayçicegi gibi dönen, Çikarlarina göre değişen
Tarla taşli söz yamaçli :Her şey karşilikli olur.
Uyuyan yılanın başına basmak : Sessiz sedasiz duran birisini ayaklandırmak
Dünür gitmek : Kız istemeye gitmek

d) Mahalli Kelimeler (Lügatçe) ve Değiştirilerek Söylenen Kelimeler)

Abba : Apla
Abarı : Ya, öylemi
Acer : Yeni, taze
Ade : Apla
Ağdırmak : Bir tarafa eğilim göstermek
Ağnamak : Yuvarlanmak (hayvanlar için)
Alaz : Çenesi düşük, geveze
Ame : Babanın kız kardeşi (hala)
Anaç : Çok bilmiş küçük çocuk
Annaç : Yamaç, karşi
Aşirma : Kuyudan su çikarmaya yarayan kova
Ayaçak : Merdiven
Avgın : Su yolu, ark
Azen : Ezan
Azınsamak : Az bulmak

Baldırcan : Patlıcan
Bannah : Parmak
Bastırık : Kapı sürgüsü
Batman : 8 kg’lık ağırlık ölçüsü
Bayağı : Az önce
Berkitmek : Sağlamlaştırmak
Bidene : Bir tane
Bıldır : Geçen yıl
Bilik : Civciv
Buğlüz : Kambur
Bürgü : Örtü, eşarp

Cangaza : Ağız kavgası
Carı : Acele etmek
Çabıt : Bez, kumaş parçası
Çalgı : Ahır sübürgesi
Çalma : kiprit
Cereme : Ceza, sıkıntı çekmek
Çebiş : Keçi yavrusu
Çente : Çanta
Çıhı : Bohça, Bazı küçük malzemelerin sarıldığı bez parçası
Cılbah : Çıplak
Cıngıl : Üzüm Salkımları
Cızı : Çizgi
Cille : hepten, tamamen
Çigsinmek : Nefret etmek
Çinik : 8 kg’lık buğday, arpa, vb. alan ölçü kabı
Çiri çilpi : Yakacak dal, budak vb.
Cot : Sakat
Çömçe : Kepçe

Debaah : Söyle bakalım
Deste : Bir kucak ekin bağı
Delimsek : Deli gibi
Dembeser : Uyuşuk, tembel
Diğren : Üç dişli tarım aleti
Dillik : Geçim, saadet
Dikme : Fidan
Dilcik : Çok konuşan kiz
Dingildemek : Ortalıkta lüzumsuz dolaşmak
Domuşmak : Küsmek
Döşek : Yer Yatagi
Dulda : Gölgelik yer
Düzen : Düğünden önce gelin kıza alınan giysi vb. şeyler

Ebe : Nine, babaanne veya anneanne
Eke : Çok bilmiş, kurnaz
Elcek : Eldiven
Eğdişmek : Ağız kavgası, tartışmak
Ellik : Sahur
Engi : Hastalık
Eser : Yel, rüzgar
Erincek : Tembel
Eşkamur : Ekşi hamur
Eşkare : Aşikar, açik

Far farı : Çabuk kızan, sinirli
Ferik : ikinci eş olarak alinan kadin

Gada : Kaza
Gaari : Gayrı
Gatmak : İlave etmek
Gavuz : İçi boş arpa, buğday vb. tanesi
Gavurga : Kavrulmuş nohut bugdayi
Genneşmek : Esnemek
Gilar : Kiler
Gırık : Kırık
Gısnık : Cimri, eli dar
Gıvışdamak : Kıpırdamak
Gidişmek : Kaşinmak
Gölük : At, eşek, katir için kullanilir
Gücün : Güçlükle, zorlukla
Güdük : Kısa
Gönenmek : Mutlu olmak, hayrını görmek
Gunnamak : Hayvanların yavrulaması
Güvermek : Yeşermek, canlanmak

Hayat : Evin önü, avlu
Helik : Ufak taş parçalari
Helke : Su kovası
Her dayim : Her zaman, sürekli
Hereni : Büyük tencere
Heye : Evet
Hadeye : Hediye
Homucu : Korkutucu şey
Horanta : Ev halkı

Ibrık : İbrik
Ibte baştan : Ilk baştan
Icık : Biraz
Ihı : İşte burada
İlaan : Legen
İlane : Lahana
Irgatlık : Hasat zamanı
Ipılar : Parıltı , ses
Izıcık : Azıcık

Kalan : Artık, bundan sonra
Kakılı : Pek çok
Kavlık : Bohça, yiyecek sarılan bez
Kele : Hele, hey manasında
Keli : Duvar
Kekil : Kakül
Keşir : Havuç
Kertiç : Kertenkele
Keven : Dağda yetişen dikenli ot
Kitili : Pek sık
Korge : Gölge
Küp : Toprak kap
Kunde : Her gün
Kürtün : Hayvan Semeri

Maarim : Meğerse
Masımak : Önemsemek
Mısmıl : İyi, noksanı yok
Meerim : Meğerse

Naadar : Ne kadar çok
Namazla : Seccade
Neçe : Nice
Nehas : Nasıl olduda
Niidin : Ne yapıyorsun
Niyannı : Ne tarafa
Nörüyon : Ne yapıyorsun

Öke : Öfke
Onük : Onlük
Ötean : Önceki gün
Ödek : Ötlek
Öndüç : Ödünç, Borç

Papak : Bere, Şapka
Peşgir : Havlu

Sakı : Kaban, çeket
Savatsız : Cehresiz, suratsız
Salıngaç : Salıncak
Sındı : Makas
Sındık : Sandık
Sohranma : Kızgın kızgın söylenme
Soyka : Ölüden arta kalan elbise
Suusün : Ense, boyun
Sümdük : Aç gözlü, doymaz
Siyap : Sevap
Şal : Kadinlarin beline veya boynuna taktigi kumaş
Şebit : Ince saç ekmegi
Şemşamer : Ayçicegi
Şinci : Şimdi
Şişek : Dişi koyun
Şişermek : Şimarmak

Tapıklamak : Birini okşamak
Tas : Küçük su kabı
Tazir : Azarlama
Tekiç : Çekiç
Tehlemek : Bakmak
Tellik : Şapka, bere
Tırsık : Pörsümüş
Tengerlek : Yuvarlak çember
Ters : Hayvan gübresi
Toklu : Küçük kuzu
Tükkan : Dükkan
Uymak : Birine sataşmak

Vanılamak : Bağırmak, kedilerin miyavlaması
Velesbit : Bisiklet

Yaba : Saman, ot, vb. karıştıran alet
Yadırgama : Birini yabancı görmek
Yağlık : Mendil
Yazı : Büyük düz arazi
Yumuş : Buyruk, bir işi yapma


Zahar : Her halde
Zahra : Hasat sonunda elde edilen mahsül
Zığarcı : Mızıkcı (Cocuk oyunlarında)
Zıllımak : Caymak, Vazgeçmek (oyunlarda)
Zibil : Gübre
Zöhür : Ellik, sahur
Zopçuk : Deli tavırlı kız

e) Çeşitli İnanışlar

Yeni yapılan bir evin penceresine at, köpek kafası veya bir tutam üzellik otu bağlanarak, nazar değmesinin önleneceğine inanılır.
Baykuşun öttügü veya kanat çirptigi evde, üzücü bir olayin meydana gelecegine inanilir.
Kulak çınlamasının, başka bir yerde biri tarafından anıldığının işareti olarak kabul edilir.
Sağ elin avcunun kaşınması paranın geleceğine, sol elin avcunun kaşınması paranın gideceğine işarettir
İki bayram arasında yapılan nikahın, uğursuzluk getireceğine inanılır.
Bir kimsenin yolculuğa çıkacağı zaman arkasından su dökülmesi, onun sağ salim dönmesine vesile olacağına inanılır.
Kapıda köpek ulumasının pek iyi olmadığına, bazende Allah’ı zikrettiği için iyi olacağına inanılır.
Gökkuşaginin altindan geçilmesinin, cinsiyet degişimine neden olabilecegine inanilir.
Yanıklı ekmek yiyenin para bulacağına inanılır.
Evin penceresine bir gök kuşu konmuşsa müjdeli bir haber gelecektir.
Hamur yoğurma sırasında, hamur etrafa sıçrarsa bir misafir gelebilir.
Bir bardak çay üzerinde küçük çay çöpleri belirirse bir oturmacı gelecektir.
Cam bardak kırılmasının bazı ufak kazaları önleyeceğine inanılır.
Sağ gözün seğirmesi hayra, iyiye; sol gözün seğirmesi kötülüğe üzücü olaya yorulur.

f) Bazı Pratik Çözüm Yolları

Kasabada bazı bitkilerin hastalıklara karış iyi geleceğine inanılır. Örneğin; Dağda büyüyen çay otu denen bir bitkinin böbrek ağrılarına iyi geldiği sanılır. Bel ağrılarına karşı ceviz yaprağı kaynatılarak içilir.

- Siğillerin yok olması için, İğde budağından yararlanılır. Elinde veya vücudunun bir yerinde siğil bulunan kişi, bir iğde filizini kırar. İğde filizi dalında, siğillerde elimde kurusun der.

- Nefes darlığına karşı ayva yaprağı kaynatılarak içilir.

- Ülsere karşi, dagda yetişen keven kökü kaynatilarak içilir.

- Romatizmaya düğdün otu tavsiye edilir.

- Sarılık hastalığına it dirseğinin iyi geldiğine inanılır.

- Dini bayramlar Cuma gününe rastlarsa, iğde çubukları camiye getirilir, minbere konulur ve namazdan sonra hiçbir yere değdirilmeden eve götürülür. Yüksek bir yere asılan bu çubuklar, at, katır, eşek vb. hayvanların sancılanmasında kullanılır. Hayvanların vücuduna yavaş yavaş vurularak faydalı olacağına inanılır.

- Bağlardaki yazlık, kemer evlere yılan, böcek vb. haşaratın gelmemesi için evin tavanına iğde budağının asılması tavsiye edilir.

- Bazı küçük çocukların dilinin altı şişerse buna kurbacık denir. Bu hastalığın çocuğun boynuna asılan kurşun ve demir parçalarıyla gideceğine inanılır.


g) Dualar (Yakarış)

Akıbetin günün hayrola
Allah alnını ak, kalbini pak eylesin
Allah birini bin eylesin
Allah senesine yılına güle güle yetirsin
Allah el kapısına kimseyi düşürmesin
Allah gençlikte ölüm, kocalıkta zulüm vermesin
Atının ayağına taş değmesin
Allah emek zayi vermesin
Başinda ak killar bitsin
Dizin dişin agri görmesin
Elin kolun dert görmesin
Er kalkan, Allah’tan korkan kullardan olasın
Erkek ata binesin, altın saat takasın
Evinin barkının dirliği bozulmasın
Hızır yoldaşın olsun
İşin gücün rast gelsin
Kesene Halil İbrahim bereketi dolsun
Kadanı alayım
Malının paranın hesabını bilemeyesin
Ömrün uzun, düğünün güzün olsun
Toprak diye sarıldığın altın olsun
Toprağı bol olsun (ölmüşlere)
Veren eller dert görmesin
Yaramaz ellere düşmeyesin

h) Beddualar (Karışlar)

Adın sönsün
Ağzına burnuna kurt düşsün
Alganlar içinde kalasın
Ayağın yer tutmasın
Boğazında yaralar gelsin
Boynun altında kalsın
Boyun devrilsin
Çiğerinden avlan emi
Çiğerine yıldırım düşsün
Canlar veremiyesin
Çiçeğin burnunda solsun
Çeleri kal (Hayvanlar için söylenir)
Çenen çekilsin
Çiğerinden kan kusasın
Çiğerin yansın
Derdinen terbiye olasın
Dilim dilim dilin
Devrili kal
Dişlerin dökülsün
Derneğin dağılsın
Dizin dizin sürünesin
Elin kolun büzülü kalsın
Elin kolun tutmaz olsun
Elin kolun yanına düşsün
Er bul yer bulma
Gıyık gıyık kıyılasın
Gözünün ışığı sönsün
Gönenme emi
Gus gus gudur
Kalıbın yere gelsin
Kulağına kurşun aksın
Kabın erisin
Kanın altına ılgıt ılgıt aksın
Malını it yesin
Ömrün kesilsin, ömrü kesilesice
Ömrün yaşin tükensin
Ömrüyün hayrını göremeyesin
Sakalın göge dikilsin
Töremeyesice
Ugrun ugrun eriyesin
Yağlı kurşunlara rast gelesin
Yaşin başin tükensin
Yere geç beleyki
Zabın olasıca

D- ETNOĞNAFİK YAPI

a) Mahalli Kıyafetler:

Kasaba halkının kendine özgü, özenle yapılmış, işlenmiş bir kıyafeti yoktur. Gösterişli, süslü giysilere pek önem verilmez. Fakat, yörenin diğer yerlerden, şehir ve ilçeden ayırt edilebilen bir giyinim tarzı vardır.

Bir Kızılören kadının klasik giyim şekli şöyledir. Eşarb, yazma veya yaşlı kadınlarda ağ denen bürgü; bluz, yelek ve bol şalvardan ibarettir. Şalvarlar ayak bileklerine kadar uzun olur. Etek veya buna benzer giysiler bulunmaz. Kadınlar bazen “Dizlik” denen, süslü, işlenmiş kumaşı bellerine bağlarlar ve ayaklarına doğru sarkıtırlar.

Erkeklerin yaşlilari, genel olarak pantolon yerine şalvar giyerler. Gömlek veya mintanin üzerine avci yelegi, bazende süveter giyerler. Başlarina, tellik denen ipten örülmüş bere veya şapka takarlar. Gençler ise klasik elbiseleri giyerler.

b) Mahalli El Sanatları

Ekonomik, sosyal ve doğal yapısı sanatsal çalışmalara pek müsait olmayan beldemizde, el sanatları çeşitlilik arz etmez. Aile ekonomisine katkıda bulunan halı dokumacılığı, önemli bir el sanatı olarak gösterebiliriz. Halı dokumacılığı kadınlar tarafından ipek olarak yapılmaktadır. Çok çeşitli desenlerin nakşedildiği halılar üzerinde, en çok kuş, hayvan, ağaç, çiçek figürleri bulunmaktadır.

Yılın belli aylarında hizmet veren dikiş nakış kursu ise, genç kızların çok çeşitli ceyiz hazırlamalarına yardımcı olmaktadır. Küçük yaşlardan itibaren çeyiz düzmeye başlayan kızların dantelli işlemeleri, oda takımları v.b el örgüleri de sanatsal değeri olan ürünlerdir.

E- EVLENME VE DÜĞÜN ADETLERİ

a) Kız İstemeye Niyet ve Dünürcü Gitmek

Kızılören’de evliliğin en önemli iki şartı, gencin askerliğini yapmış olması ve az çok bir iş sahibi olmasıdır. Gerekli şartlar bulunduğu taktirde, aileler hemen oğullarını evermeye çalışırlar. 30 - 40 yıl öncesine kadar kız secimi tamamen anne babaya aitmişti. Aynı şekilde kızın genci kabul edip etmemesi de çoğunlukla ailenin elindeymişti. O zamanlar evlilik yaşı, erkekte ve kızda 15 - 18 yaşıymıştı. Günümüzde bu husus değişmiştir. Evlilik kararları ve secim gençlerin isteğine bırakılmıştır. Bunun yanında, bu konuda ailenin rolunün hala etkili olduğu dikkat çekmektedir. Evlilikler genelde kasaba içinde gerçekleşir. Kasaba dışından birine kolay kolay kız verilmez. Eskiden çok olan akraba evliliği, günümüzde azalmıştır. Evlilik yaşı kızlarda 18 - 23, erkeklerde 20 - 25 arasında değişmektedir.

Erkeği baş göz etme zamanı gelince, ilk girişimler başlar. Gencin kabul ettiği ve ailesininde olur dediği bir kız, istenmeye (dünürcülük) gidilmeden önce, birisi kız evine duyuru yapar. Duyurudan sonra ilk gün anne, baba, nine dünürcü gider. İki taraf arasında hoş sohbetler başlamışken, gencin annesi meseleyi açar. “ Allah’ın emriyle, Peygamberin kavliyle kızınıza dünürcü geldik” der. Kız ailesi ilk gün şaşkınlık ve durgunluk içinde hemen bir cevap vermez. Mesele böylece açıldıktan sonra oğlan evi kalkar ve 2 - 3 gün sonra yine geleceğini söyler. Kız ailesi, bu arada karşı tarafı iyice tanımak için mühlet ister. Yakınlardan, komşularından genç ve ailesi tüm ayrıntılarıyla araştırılır. Nihayet araştırmalar sonucu red kararı alınmamışsa, dünürcülerin üçüncü veya dördüncü gelişinde onlara sıcak ifadeler kullanılmaya başlanılır.” Allah yazdıysa olur, nasip, kısmet”gibi. Zor bir aşamadan geçen iki taraf ailesi, birbirini iyice tanıdıktan sonra iş tatlıya bağlanır. Son olarakta, kızla erkek görüştürülereke bu iş olur. Bu uygulama son yıllarda yapılmaya başlanmıştır. Daha önceleri evlenecek kız ile erkek, düğüne kadar yüz yüze görüştürülmezmişti.

Kız erkek görüşmesi de olumlu geçmişse artık iş, söz kesmeye kalmıştır. Erkek evi son olarak kalabalık bir dünürcü ekibiyle (anne, baba, nine, amca,dayı) söz kesmeye gider. Kızın babası nihayet “ için ağa şerbetinizi, sizden daha mı iyisine vereceğim” diyerek son noktayı koyar. Bu sırada düğün ayı, şerbet ve nisan günleri tayin edilir. Kız istemeye gelindiği günden, sözün kesildiği güne kadar kız evi hiçbir ikramda bulunmaz. Çünki ikramda bulunmak demek, işin olduğuna işarettir. Söz kahvesi veya çayı işildikten sonra dünürcüler kız evini terkederler.

b) Şerbet Içme veya Tatli Yeme

Söz kesildikten 1 - 2 gün sonra, kasaba meydanında, öğle namazı çıkışı halka şerbet dağıtılır. Şerbet nişanlanma hadisesinin, kimin oğluna kimin kızının verildiğinin duyurulması için yapılır. Erkek tarafının ve yakınlarının hazırladığı bir leğen şerbet meydandaki halka dağıtılır. Son zamanlarda şerbetin yerine iki taraf yakınlarının kız evinde tatlı yemesi hadisesi uygulanmaya başlanmıştır.

Şerbet içildigi günün akşaminda, Kalabalik bir erkek evi toplulugu kiz evine gider. Kiz evine gidilirken 20 kg çay şekeri, 10 paket çay, çerez vb. şeyler götürmek adettir. Iki taraf karşilikli uyum ve anlaşma içinde ileriki merasimleri kararlaştirirlar. Bu arada “ gelin kiz” hüviyeti kazanan kiz toplulugun elini öper. Eli öpülenler de kiza “ el öpme” parasi verirler. Ardindan kiz evi ikramini sunar, o akşam ki görüşme sona erer.

c) Nişan Merasimi

Şerbetten 1 - 2 hafta sonra küçük nişan yapilir. Nişandan önce iki taraf ailesi “Şerbetlik elbisesi” adi altinda, gelin kiza elbise almak için şehre giderler. Erkek evinin alacagi altin takisi (bilezik, kolye, yüzük, saat, küpe vb) bu sirada alinir. Kiz evide damatin yüzügünü ve giysisini alir.

Nişan gününden önce iki taraf, yakinlarina, komşularina davet gönderirler. Nişan gününden önce erkek evi alinan malzemeleri kiz evine götürür. Nişan günü ögleye kadar merasim yapilir. Kadinlar oyun havalari eşliginde oynarlar. Bir süre sonra “Para dökme” fasilina geçilir. Kadinlardan birisi sandalye üzerine çikarak, önce iki ailenin gelin kiza verdikleri takilari çagirir. Daha sonra davetlilerin verdikleri paralarin miktari ve kimin verdigi etrafa duyurulur.

Bundan sonra erkek evinden birisi dayı veya amca, damata ve gelin kıza yüzüklerini takar. Kur’an okunur ve hayır dileklerde bulunulur. Misafirlere yemek, cerez vb. şeyler ikram edilerek nişan merasimi bitirilir. Nişan parası gelin kızın isteğine göre bir şekilde değerlendirilir.

Eskiden bundan daha geniş çapli olarak bir de büyük nişan yapilmaktaydi. Dügüne 1- 2 ay kala yapilan büyük nişanin programi şerbet nişaniyla aynidir. Son yillarda, büyük nişan yapilmaz olmuştur.

d) Düğüne Hazırlık Dönemi

Kasabada nişanlilik süresi 4 - 10 ay arasinda degişir. Dügünler genelde güz ve bahar aylarinda yapilir. Nişanlilik süresince iki taraf birbirleriyle diyalogunu kesmezler. Bayramlarda gelin kiza “bayramcalik” adi altinda hediyeler götürülür. Dügün hazirlik döneminde kiz evi hayli yogun olur. Süratle, çeyiz hazirlanmaya çalişilir. Kizilören’e özgü bir adet olan ve halk arasinda “göç verme” olarak bilinen eşya düzme, tamamen kiz evine aittir. Dügün gününe kadar, kizin ailesi bir ev için gerekli bütün eşya ve araç gereçleri hazirlar. Bu eşyalar içinde buzdolabindan tut, ev sübürgesine kadar her şey vardir. Çeyiz düzme işi dügüne 1 hafta kala tamamlanir. Son yillarda bazi büyük ev eşyalari iki taraf arasinda ortaklaşa alinmaya başlanmiştir. Oglan evide bu arada dügün aşçisini ve türkücü ekibini ayarlar.

e) Düğünün Başlaması

Düğün başlamadan bir hafta önce, gelin kıza ve aile efradına elbise ve “Dürü” adı altında giyisiler almak ve düğün malzemelerini tamamlamak için şehre gidilir. Oğlan evi gelin kıza iki kat elbise ve dier giyiselerini alırken, kız evide damatın elbisesini alır. Ayrıca iki taraf göndereceği davetiyeler için “yolluk” denen kadın şalvarlığı ve kumaş bezler alırlar.

Düzenden sonra, davetiye işi başlar. Kizilören’in eskiden beri süregelen davetiye şekli vardir. Buna göre, akrabalara ve komşulara yakinlik derecesine ve ödünçü olup olmamasina bakilarak yolluk dagitilir. Yakin akrabalara kadin şalvarligi dagitilirken komşulara 1 -2 metrelik bezler dagitilir. Yolluklar “yollukçu” denen birisi tarafindan dagitilacagi gibi dügün evi tarafindan da dagitilir.

Kızılören’de düğünler Cuma günü öğleden sonra başlar. Pazar günü öğleden sonra biter. Cuma günü evin yüksek bir yerine bayrak dikilir. Önceden ayarlanmış saz veya davulcu ekibi çalmaya başlar. Böylece düğünün başlamış olduğu çevreye duyurulmuş olur. Günümüzde davul zurnayla pek düğün yapılmaz. Son yıllarda teyplerden ilahiler çalarak düğün yapma şekli yaygın olarak kullanılmaktadır. Türkücü ekibi ya kasabada bulunan Kara Ali’nin Ahmet, ya da dışardan getirilen birisi olur. O gün türkücü ekibi fazla çalıp söylemez.

Cumartesi iki tarafın da yoğun olduğu bir gündür. Oğlan evi sabahın erken saatlerinden itibaren, yemek yapma faaliyetlerine başlar. Mahalli bir aşçı, öğleye kadar yemeği yetiştirir. Öğleye kadar davetliler de gelmiş olur. Gelen davetliler yolluk karşılığı olan, küp şekeri veya küçük keçi ve kuzu getirirler. Misafirlere şeker, çikolata, sigara, kolonya gibi ikramlarda bulunulur. Bu arada saz ekibi tüm ihtişamıyla çalıp söylemektedir. Öğleye doğru davetlilere yemek verilir. Yöremizde düğün yemekleri helva, mantı kuru fasülye ve pilavdır. Yemek yendikten sonra halk dağılır. Bundan 10 - 15 sene öncesinde, Cumartesi günü yemek sonrası “Sağmen” adıyla kız evine gidilmekteydi. Bu, günümüzde kalkmıştır.

f) Kına Gecesi

Cumartesi akşami iki taraf içinde kina gecesidir. Kiz evindeki kina gecesine oglan evinden gelen “yenge” diye ifade edilen kadin toplulugu ve çevre komşularin kizlari katilir. Oyun havalari eşliginde genç kizlar doyasiya oynarlar ve gelinide oynatirlar. Eglence bittikten sonra, iki taraf aileleri gelin kizin kinasini yakarlar. Gelin kizin yaninda birde sadiç kiz bulunur. Kina yakilirken “hani bunun öz anasi anasi, şimdi oldu yaz anasi” diye nakaratlar söylenerek kiz ailesi iyice aglatilir.

Oğlan evindeki kına gecesi daha haraketli olur. Geniş bir alana türkücü teşkilatını kurar, ateşler yakılır ve eğlence başlar. Çoşkulu oyun havaları ve türküler eşliğinde çocuklar ,gençler, yaşlılar oynarlar, halay çekerler. Düğünlerde genellikle fındık kırma, kaşık kırma, sekme, kara tavuk, arap oyunu gibi oyunlar oynanır. Bir süre sonra eğlenceye ara verilerek, damatın ve onun yardımcısı ve koruyucusu olan sadıcın kınası yakılır. Kur’an okunur ve dua edilir. Misafirlere kına ve cerez ikram edildikten sonra, damat ve sadıç ortadan kaybolurlar. Eğlence geç saatlere kadar devam eder. Düğünlerde özellikle Genç Osman ve Camper denen kişilerin oyunları, zevkle izlenir. Günümüzün kına geceleri bu şekilde geçerken, bir yaşlımızdan kendi zamanındaki düğünleri ve kına gecelerini birkaç cümleyle anlattırdık.

Dedemiz eski düğünleri; “Bizim zamanımızda düğünlerde davul zurna çalınır, beş altı çeşit yemek yedilir ve yirmi atlıyla cirit oyananırdı.” Diye özetlerken kına gecelerini de “ Eski kına gecelerinde bol bol silah sıkılır, davul zurna eşliğinde halaylar çekilirdi. Gece kız evine gidilerek orada arap oyunu oynanındı” şeklinde anlatmaktadır

g) Gelinin Götürülmesi ve Düğünün Bitimi

Düğünlerimizde Pazar gününün programı öğleye kadar, Cumartesi ile aynıdır. İlk gün gelmeyen davetliler, yolluk karşılığını alarak düğüne gelirler. Pazar günü kalabalık daha fazladır. Yemek yendikten sonra oğlan evine davetliler, “sağmen” topluluğu olarak kız evine giderler.

Kız evine giden bayrak hemen yüksek yere dikilir. Saza ekibi de birkaç yanık türkü söylemek için teşkilatını kurar. Kız evi gelinin götüreceği ceyizleri ve eşyaları dışarı çıkarmıştır. Kız evinde bulnan kadın topluluğu gelinin neyi var neyi yok, herşeyine bakar. Bir süre sonra gelinin eşyalarının arabalara yüklenilmesine başlanılır. İlk olarak evden sandık çıkarılır. Sandık çıkarılmaya girildiğinde kız evinden bir çocuk, sandığın üzerine oturur. Çocuk kayınbabadan bahşiş almadan sandığın üzerinden kalkmaz. Bundan sonra diğer eşyalar, kız evi davetlilerinin getirdiği yolluk karşılıkları, hiç bırakılmadan arabalara yüklenir. Sıra gelinin çıkarılmasına gelmiştir. Daha önceki yıllarda gelin, kız evinden bir oğlan evinden iki kadın tarafından dışarı çıkarılır ve arabaya bindirilirdi. Günümüzde gelini bizzat damat çıkarmaktadır. Damat, gelini çıkardıktan sonra dua edilir. Yöremizde çok özel bir gelin kıyafeti yoktur. Etek ceket vb. klasik kıyafet üzerinde başa “duvak” denen kırmızı eşarb örtülür. Bazende gelinler beyaz gelinlik giyerler. Gelin, kalabalık ve izdiham içinde, önceden süslenmiş arabaya damatla beraber biner. En önde gelin arabasi, sonra göç arabasi ve dier arabalardan oluşan konvoy, mezarligi dolanarak oglan evine varir. Gelin arabasi oglan evine varir varmaz, arabanin önüne bir oglak veya kuzu kesilir. Damat ve gelin kanin üzerinden geçerek kapiya gelirler. Içeri girmeden önce kayinbaba geline eşya, mal, mülk vb. bir şey bagişlar. Damat ve gelin tam eve girecegi sirada, kaynana içinde bugday, bozuk para, şeker vb. şeyler bulunan kavanozu evin eşigine atar. Bazen gelinle damat içerde birer kahve içerler Bundan sonra damat ve sadiç hemen evi terkeder. Sadiç, akşama kadar damatin koruyuculugunu yapar.

Bu arada bir taraftan gelinin eşyalari yerleştirilmeye çalişilir. Davetliler de “Ali evlendi, güllü gelin oldu, Allah mesut eylesin “ diyerek dügün evini terkederler Böylece dügün bitmiş olur. Günümüz gelin getirme adetleri bu şekilde cereyan ederken, bir ninemize, kendi gençligindeki gelin götürme şeklini sorduk ve anlattirdik.

“ Bizim zamanımızda gelinler at ile götürülürdü. Gelin atını, gelinin oğlan kardeşi çekerek, oğlan evinden para alırdı. Gelin attan inmeden önce, oğlan tarafı geline bahşiş verirdi. Gelinin eşyaları da başka bir at tarafından oğlan evine getirilirdi. Gelinin gelmesi sırasında davul, zurna çalınır ve halaylar çekilirdi. Gelinin kuvvetli, çalışkan olmasını ölçmek için, bir kuzuyu atın bir tarafından öbür tarafına bırakması istenirdi. Bunu başarırsa geline bahşişler verilirdi Evet ninemiz kendi devrindeki gelin götürme adetlerini bu şekilde özetliyordu.

F- DOĞUMLA İLGİLİ ADETLER

Doğumlar genelde sağlık ocağında yaptırılır. Evde doğum yapan kadın, yedi gün süreyle evde yalnız bırakılmaz. Eğer yalnız kalırsa “ al basacağına” inanılır. Doğumu evde kadınlar yaptırırsa, doğum yaptıran kadınlar kırk gün birbirlerine gidip gelmezler, bunlara kırklı denir. Kadınlar eğer birbirlerine giderlerse, çocuğun, hastalanacağına veya öleceğine inanılır. Bu tip uygulamalar günümüzde geçerliliğini yitirmeye başlamıştır.

Çocuk doğduktan 3 - 5 gün sonra adı konulur. Ad koymada yeni babanın, kendi babasının veya annesinin ismini koyması adettir. İlk doğum yapan geline “beşik” götürülür. Ağaç beşik ve çeşitli hediyeler gelinin ailesi ve yakınları tarafından getirilir. Çocuk ilk yaşlarında beşiğe yatırılır. Herhangi bir hastalanma durumuna karşı da iki ay yıkanmaz.

Akrabalar, komşular dogduyu kutlamak için gelinin evine “ göz aydina” giderler. Çocuk emeklemeden yürümeye geçecegi sirada ayak kesme veya köstek çözme yapilir. Çocugun daha çabuk yürümesi için ayaklarina baglanan bir ipi, başka bir çocuk koşarak çözer. Son zamanlarda bu uygulama unutulmaya başlanmiştir.

G. SOSYAL YAŞAM

Kızılören’in aile yapısı çekirdek aileye örnektir. Anne, baba ve çocuklardan oluşan aile içinde, büyükanne ve büyükbaba da bulunur. Aileler ortalama 5 çocuğa sahiptirler. Birden fazla evlilik nadiren görülür. Ortalama doğum sayısı 150, ölüm sayısı 40 -50’dir.Yılda 30 -40 evlenme olayı cerayan eder. Boşanma olayı bazan görülür. Gelinin kaynanası yanında fazla kalması aile açısından iyi olmaz.

Dini hayata önem veren bir yerleşim yeridir. Dinsel düşüncelerin etkisiyle, muhafazakar bir düşünce yapisi hakimdir. 40 -50 yaş üzerinde, eski adetler, ananeler hala etkilidir. Adli olay eskiden çok görülürken, günümüzde pek görülmemektedir. Adli olaylarin çogu, miras, arazi, kiz kaçirma gibi durumlarda cerayan eder. Üç sene öncesine kadar, kasabanin güvenligini saglayan 3 bekçi vardi. Günümüzde sadece 1 bekçi güvenligi saglamaktadir.

KÖY HAKKINDA ANLATILAN BİR OLAY

Eskiden daha kadılık devrinde, Kızılörenliler Kayseri pazarlarına giderlermiş. O günlerde araç olmadığı için yolcuların yürümeleri gerekirmiş. Bu yürüme sırasında, sabah giderken doğan güneş, akşam dönerken batan güneş Kızılörenlilerin gözlerini rahatsız edermiş. Köylüler ne yapsın? Düşünmüşler, taşınmışlar sonunda kadıya danışıp güneşin yerini değiştirmeye karar vermişler. Kadıya danışmışlar, Kadı demiş ki;

- Ben size bir akıl vereyim, ama karşılığında sizden sürekli olarak un, yağ, bulgur isterim. Deyince köylüler bunu hemen kabul etmişler.

Kadı düşüncesini söylemiş: Akşam üstü köyden gidin, geceyi Kayseri’de hanlarda geçirin Böylece doğan güneşle karşılaşmazsınız. Ertesi gün malları satınca erkenden köye dönersiniz. “ deyince köylüler sevinçle köye dönmüşler.

Bir süre böyle devam etmişler, akşam gidip sabah gelmişler. Zamanla Kadinin konagini un, bulgur ve yagla doldurmuşlar. Hal böyle olunca köylüler kötü duruma düşmüşler. Içlerinden birkaç kişi hiç olmazsa bulguru vermeyelim diye düşünmüşler. Bu istekleri için üç dört kişi Kadiya gitmişler. Içlerinden birisi Kadinin huzuruna çikmiş. Kadi adami taniyinca, hemen sinirlenmiş.

Kadı sinirlenince adam:

- “Efendim, yağı eritiptemi getirelim, yoksa eritmeden mi” diye soracaktım” demiş. Kadı da:

- Eritin getirin diye cevap vermiş.

Böylece köylüler düşüncesizlikleri yüzünden yillarca kadi konagina un, bulgur ve yag taşimişlar, kendi haklarini kadiya yedirmişlerdir. Ta ki bir akilli çikip ta durumu düzeltmesine, güneşin yerinin degişmesinin mümkün olmadigini söylemesine kadar bu böyle sürmüş....

BİBLOGRAFYA VE KAYNAKLAR

- İNBAŞI Mehmet, 16. yy. Başlarinda Kayseri , Kayseri 1992.
- ÇETİNOĞLU Yılmaz, İncesu Tarihi, İstanbul 1998
- ÖZBALCI Ahmet, İncesu ve Çevresinde Ziyaret Yerleri, Kayseri 1998
- KARABABA Osman, “Evliyalar Yatağı İncesu”, Ayışığı dergisi, İncesu 1997
- T.C. Ankara, 11. Noterliği “ Her Dil Tercüme Servisi Arapça Metinler Tercümesi “ No: 2065, Ankara 1968.
- Kızılören Kasabası Köy İncelenmesi, Kızılören Parlaklar İlköğretim Okulu, Kızılören 1998.
- Kızılören Kasabası Belediye Başkanlığı
- Kasaba Halkından Bazı Yaşlıların Konuşturulması.

NOT: Bu inceleme EROL COŞKUN’a ait olup 1999-2000 yılı G.O.P.üniversitesi Tarih bölümü tezinden alınmıştır....
İlgili kişiden izin alınmaksızın çoğaltılması yasaktır.

DAHA GENİŞ BİLGİ İÇİN İRTİBATA GEÇİNİZ.

kiziloren@hotmail.com





Levitra Senza Ricetta Viagra Donne Viagra Farmacia Levitra Generico Funziona Kamagra Gel Viagra Cialis Levitra Originale Levitra Forum Prezzo Cialis Levitra Online Kamagra 100mg Oral Jelly Kamagra Costo Viagra Pfizer Viagra Prezzo Cialis Funziona Cialis Italia Cialis Forum Viagra Originale

uggs sko louis vuitton oslo nike sko polo ralph lauren dame louis vuitton norge oakley norge parajumpers norge oakley briller polo ralph lauren salg moncler jakke ray ban solbriller canada goose norge ray ban norge woolrich jakke parajumpers salg